travesti aysu istanbul

Travesti Aysu ve Perde Arkasındaki Kahkaha Dolu Sırlar

Selamlar! İstanbul’un o bitmek bilmeyen enerjisiyle yine karşınızdayım. Bugün size öyle birinden bahsedeceğim ki, duyunca “Vay be, hayat gerçekten de sürprizlerle doluymuş!” diyeceksiniz. Konumuz, adını duyanların yüzünde bir tebessüm belirmesine neden olan, İstanbul gecelerinin parlayan yıldızı: Travesti Aysu! Ama durun hemen, öyle bildiğiniz gibi değil. Bu yazıda klişeleri bir kenara bırakıyor, Aysu’nun daha önce hiçbir yerde duymadığınız, kahkaha dolu sırlarını, en samimi anılarını ve hayat felsefesini masaya yatırıyoruz. Kemerlerinizi bağlayın, çünkü bol dedikodulu, bir o kadar da içten bir yolculuğa çıkıyoruz!

Peki, kimdir bu Travesti Aysu? Onu sadece renkli sahne kostümleri ve esprili sohbetleriyle mi tanıyoruz? Elbette hayır! Aysu, aslında her birimizin içinde bir parça bulunan, hayalleri, korkuları, sevinçleri olan, hayatı dolu dolu yaşamayı seven biri. Ama onu özel kılan, tüm bunları kendine has o müthiş mizah anlayışıyla harmanlayıp bizlere sunması. Gelin, şimdi spot ışıklarını biraz kısalım ve sahne arkasına, Aysu’nun gerçek dünyasına bir göz atalım. Hazır mısınız? Çünkü anlatacaklarım sizi hem çok şaşırtacak hem de bolca güldürecek.

Peruk Altındaki Filozof: Travesti Aysu’nun Bilinmeyen Yönleri

Herkes Aysu’yu o meşhur sarı perukları, göz alıcı makyajı ve tabii ki topuklu ayakkabılarıyla bilir. Ama o peruğun altında aslında neler gizli, hiç merak ettiniz mi? Mesela Aysu’nun inanılmaz bir tarih tutkunu olduğunu biliyor muydunuz? Evet, yanlış duymadınız! Kendisi, özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerine ve İstanbul’un eski zamanlarına dair inanılmaz bir bilgi birikimine sahip. Bazen en yakın arkadaşlarıyla yaptığı sohbetlerde, konu bir anda Padişah V. Murad’ın zorlu günlerinden ya da Pera’nın eski balolarından açılabiliyor.

Bir keresinde yakın bir arkadaşı anlatmıştı. Bir akşam evde otururlarken Aysu, aniden ayağa fırlayıp, “Ayol, düşünsene! Biz şimdi burada oturmuş çekirdek çitliyoruz ama tam 150 yıl önce bu topraklarda kim bilir ne entrikalar dönüyordu. Hürrem Sultan’ın terlikleri benim topuklularımdan daha mı rahatmış acaba?” diyerek ortalığı kahkahaya boğmuş. İşte Travesti Aysu tam olarak böyle biri. En ciddi konuyu bile alıp, kendi filtresinden geçirerek onu eğlenceli ve akılda kalıcı bir hale getirebiliyor. Bu yüzden onunla yapılan sohbetler asla sıkıcı olmaz. Bir bakmışsınız siyaset konuşurken, bir bakmışsınız kedilerin neden hep dört ayak üstüne düştüğünü tartışıyorsunuz. Hayatın her alanına dair söyleyecek bir sözü, katacak bir esprisi mutlaka vardır. Bu da onu sadece bir sahne sanatçısı değil, aynı zamanda modern zamanların peruklu bir filozofu yapıyor.

İlk Sahne Heyecanı ve Unutulmaz Bir Pot

Travesti Aysu denince akla hemen profesyonellik ve sahne hakimiyeti gelir. Peki, her şeyin bir ilki yok mudur? Aysu’nun ilk sahne deneyimi, aslında tam bir komedi filmi senaryosu gibi. Yıllar önce, henüz bu işlerde çok yeni olduğu bir dönemde, İstanbul’un salaş ama bir o kadar da samimi mekanlarından birinde sahneye çıkacak. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyor, elleri titriyor. O gün için özel olarak hazırladığı, upuzun ve daracık kırmızı bir elbise giymiş. Ama bir detayı atlamış: elbisenin yırtmacı!

Sahneye büyük bir özgüvenle adım atıp ilk şarkısına başladığı anda, o meşhur dans figürlerinden birini yapmak için bacağını biraz fazla kaldırınca… Çat! Elbisenin yan tarafı boydan boya yırtılıvermiş. O an seyirciden bir uğultu yükselmiş. Normalde acemi birinin panik olup sahneyi terk etmesi beklenir, değil mi? Ama karşımızdaki kişi Travesti Aysu! Bir an bile duraksamadan mikrofonu eline almış ve “Ayol, daha ilk şarkıdan üzerimdekileri parçaladınız! Bu ne hız, bu ne heyecan! Sakin olun, gece daha yeni başlıyor!” demiş. Salonda öyle bir kahkaha kopmuş ki, o anki gerginlik bir anda dağılmış. Aysu, o yırtık elbiseyle programını sonuna kadar tamamlamış ve o gece, sadece sesini değil, kriz anlarını ne kadar iyi yönettiğini de herkese göstermiş. İşte bu olay, onun kariyerindeki en önemli dönüm noktalarından biri olmuş. Çünkü o gün anlamış ki, insanlar mükemmelliği değil, samimiyeti ve doğallığı seviyor. Yırtık bir elbise, bazen en pahalı kostümden bile daha çok işe yarayabilirmiş.

Aysu’nun Gözünden İstanbul: “Bu Şehir Benim Oyun Alanım!”

İstanbul, milyonlarca insana ev sahipliği yapan devasa bir metropol. Kimisi için bir kaos, kimisi için bir fırsatlar şehri. Peki, Travesti Aysu için İstanbul ne anlama geliyor? Onun için İstanbul, dev bir oyun parkından farksız. Her sokağı, her caddesi, her vapuru onun için yeni bir macera, yeni bir espri konusu. Özellikle vapurlara karşı ayrı bir sevgisi var. “Denizin ortasında, hem Avrupa’yı hem Asya’yı aynı anda görebilmek… Bu şehir insana Tanrı gibi hissettiriyor ayol!” demesi boşuna değil.

Onun İstanbul’u yaşama şekli de bir o kadar kendine özgü. Mesela Kapalıçarşı’ya asla turist gibi gitmez. Gider, esnafla saatlerce pazarlık yapar, onlarla çay içer, dedikodu yapar. Bir keresinde bir halıcıyla o kadar sıkı bir pazarlığa tutuşmuş ki, dükkan sahibi en sonunda, “Abla, yeter! Vallahi bu halıyı sana hediye edeceğim, yeter ki sus!” demek zorunda kalmış. Aysu ise cevabı yapıştırmış: “Olmaz! Emeğinin karşılığını alacaksın. Ama biraz daha indirim yaparsan fena olmaz hani!”

Onun için Beşiktaş Çarşısı’nın kalabalığı, Karaköy’ün bohem kafeleri, Kadıköy’ün hareketli sokakları hep birer ilham kaynağı. Yolda yürürken gördüğü bir olayı, duyduğu bir konuşmayı hemen hafızasına atar ve daha sonra sahnede bunu öyle bir anlatır ki, sanki herkes o anı onunla birlikte yaşamış gibi hisseder. İşte Travesti Aysu’nun sırrı da bu: Hayatı gözlemlemek ve o gözlemlerden kahkaha dolu hikayeler yaratmak. O, İstanbul’un ruhunu en iyi anlayan ve o ruhu kendi renkli dünyasıyla birleştiren nadir insanlardan biri. Bu şehir onun hem evi, hem sahnesi, hem de en büyük aşkı.

Mutfaktaki Travesti: Aysu’nun Gizli Şef Yönü

Şimdi sıkı durun, çünkü açıklayacağım sır, Aysu hakkındaki tüm algınızı değiştirebilir. Sahnedeki o şatafatlı, enerjik kadının aslında evinde tam bir mutfak perisi olduğunu söylesem? Evet, Aysu inanılmaz bir aşçı! Özellikle Ege mutfağı ve zeytinyağlılar konusunda adeta bir uzman. Arkadaşları arasında onun yaprak sarması ve enginarı bir efsane olarak anlatılır.

Bu mutfak aşkı nereden geliyor diye soracak olursanız, cevap çocukluğunda saklı. Annesi ve anneannesinden öğrendiği tarifleri yıllar içinde kendi dokunuşlarıyla geliştirmiş. Onun için yemek yapmak, bir nevi terapi. Sahnenin yorucu temposundan sonra eve gelip mutfağa girmek, sebzeleri doğramak, tencerenin başında o mis gibi kokuları içine çekmek ona en iyi gelen şeylerden biri. “Ayol, sahnede ruhumu doyuruyorum, mutfakta karnımı. İkisi de lazım!” diyecek kadar da pratik bir çözümü var bu duruma.

En komik anılarından biri de yine mutfakla ilgili. Bir gün evine çok kalabalık bir misafir grubu gelecek. Aysu da döktürmeye karar vermiş, menüde yok yok. Tam her şey hazır, yemekler fırında pişerken elektrikler kesilivermiş! Panik olmak yerine ne yapmış dersiniz? Hemen apartmandaki bütün komşuların kapısını tek tek çalmış. “Canım komşum, benim fırınım bozuldu da şu yemeği senin fırında bir 15 dakika pişirsek olur mu?” diyerek, bütün yemekleri farklı komşuların fırınlarında pişirmeyi başarmış. Akşam misafirler gelip o muhteşem yemekleri yediğinde ise durumu şöyle özetlemiş: “Bu yemekler öyle tek bir fırının eseri değil. İçinde komşuluk var, dayanışma var, bir de tabii ki bolca Aysu sihri var!” İşte Travesti Aysu, en zor durumu bile lehine çevirmeyi başaran, pratik zekasıyla herkesi kendine hayran bırakan bir karakter.

“Gülmek En İyi İlaçtır, Ama Topuklu Ayakkabı da Fena Değil!”

Travesti Aysu’nun hayat felsefesini tek bir cümlede özetlemek gerekseydi, muhtemelen bu cümle olurdu. Onun için gülmek ve güldürmek, hayatın en temel amacı. Karşılaştığı zorluklar, ön yargılar, kalp kırıklıkları… Hepsine karşı en büyük kalkanı mizah olmuş. Sahnede anlattığı her esprinin, her hikayenin altında aslında derin bir yaşam tecrübesi ve acıları kahkahaya dönüştürebilme yeteneği yatıyor.

O, insanların dış görünüşe, etiketlere ne kadar takıldığını çok iyi biliyor. Ama bununla savaşmak yerine, onunla dalga geçmeyi tercih ediyor. Bir sohbetinde şöyle demişti: “Bana ‘Sen aslında erkek misin, kadın mısın?’ diye soruyorlar. Ayol ben daha sabah uyanınca insan mıyım diye kendimden şüphe ediyorum, sen neyin derdindesin! Önemli olan ruh. Benim ruhum rengarenk, gökkuşağı gibi. Gerisi teferruat.” Bu cevap, aslında onun hayata bakışının en net özeti. Kimin ne dediğini umursamadan, kendi doğrusuyla, kendi renkleriyle yaşamak ve bu yolculukta olabildiğince çok eğlenmek.

Topuklu ayakkabılar ise onun için sadece bir aksesuar değil, bir duruş simgesi. Yere daha sağlam basmasını, hayata daha yukarıdan bakmasını sağlayan bir güç kaynağı. “Topuklu ayakkabı giyince kendimi dünyaya meydan okuyacak gibi hissediyorum. Tabii o Arnavut kaldırımları olmasa daha iyi olacak ama olsun, her güzelin bir kusuru var!” diyerek bu konudaki hislerini de esprili bir dille özetliyor.

Travesti Aysu bize ne öğretiyor biliyor musunuz? Hayatın, kendimizle barışık olduğumuzda, en zor anlarda bile gülecek bir neden bulabildiğimizde ve kendimizi etiketlere hapsetmediğimizde ne kadar güzel olabileceğini gösteriyor. O, sadece İstanbul gecelerini aydınlatan bir yıldız değil, aynı zamanda hepimize ilham veren, yaşam enerjisiyle dolu, peruklu bir hayat öğretmeni. Onun kahkahası, İstanbul’un gürültüsünde duyabileceğiniz en samimi melodi. Ve unutmayın, bir dahaki sefere Aysu’yu sahnede gördüğünüzde, o pırıltılı kostümün ve esprili sözlerin ardında ne kadar büyük bir kalp, ne kadar bilge bir ruh olduğunu hatırlayın. Çünkü gerçek sırlar, her zaman en çok gülenlerin gözlerinde saklıdır.

Scroll to Top