Kolay İçerik
Selamları! Ben Simal, namıdiğer Kadıköy’ün gülen yüzü, sokaklarının şen kahkahası. Bugün klavyemin başına oturdum, parmaklarım klavyede tango yaparken size canım Kadıköy’ün bir röntgenini çekeyim dedim. Hani derler ya, “Gülü seven dikenine katlanır” diye. İşte ben de Kadıköy’ü hem gülüyle hem dikeniyle, hem vapuruyla hem trafiğiyle, kısacası her şeyiyle masaya yatıracağım. Eğer bir gün yolunuz bu yakaya düşerse ve “Şu meşhur Travesti Simal Kadıköy sokaklarında nerelerde gezer, ne yapar, ne yer, ne içer?” diye merak ederseniz, bu yazı sizin için bir nevi kutsal kitap olacak. Kemerlerinizi bağlayın, bol dedikodulu ve kahkahalı bir Kadıköy turuna çıkıyoruz!
Kadıköy’ün Artıları: Neden Buraya “Evim” Diyorum?
Ah Kadıköy, ah! Seni anlatmaya nereden başlasam bilemiyorum. Burası sadece bir semt değil, bir yaşam biçimi, bir ruh hali. Gelin size Simal’in penceresinden Kadıköy’ün neden vazgeçilmez olduğunu anlatayım.
1. Özgürlüğün Başkenti: “Ne Giysem?” Derdi Yok!
Kadıköy’ün en sevdiğim yanı, kesinlikle o yargılamayan, özgür ruhu. Sabahın köründe pijamalarımla fırına ekmek almaya da gitsem, akşam en şık elbisemle, topuklularımın sesiyle Arnavut kaldırımlarını inletsem de kimse dönüp “Bu ne hal?” demez. Herkes kendi filminde başrol. İster rengarenk saçlarınla gez, ister en avangart kıyafetini giy, burada sen sensin. Bu özgürlük hissi, özellikle benim gibi ruhu gökkuşağı olan bir kadın için paha biçilemez. Kendimi en rahat, en “ben” gibi hissettiğim yer kesinlikle burası. Zaten bu yüzden Travesti Simal Kadıköy ile bu kadar özdeşleşti ya! Moda haftası podyumu gibi sokaklarda her tarzdan, her renkten insanı görmek insana ilham veriyor, “İyi ki buradayım!” dedirtiyor.
2. Lezzet Mabedi: Mideniz Bayram Etsin!
Açık konuşalım, ben boğazıma düşkün bir kadınım. Kadıköy bu konuda adeta bir cennet. Sabah mis gibi bir serpme kahvaltıyla güne başlayıp, öğlen esnaf lokantasında anne yemeği tadında bir ziyafet çekebilirsin. Akşam canın ne çekti? Balık mı? Çarşının içindeki balıkçılar emrine amade. Yoksa şöyle bol mezeli, iki tekli bir rakı masası mı? Meyhaneler sokağı seni bekler. Canın bira-patates mi çekti? Barlar sokağında yer beğen. Vegan mısın? Glutensiz mi besleniyorsun? Hiç sorun değil, Kadıköy’de her diyete, her zevke uygun bir mekan mutlaka var. Çikolatacılarından, yeni nesil kahvecilerinden, dönercilerinden bahsetmiyorum bile. Kısacası Kadıköy’de aç kalmak imkansız, diyete başlamak ise tam bir hayal!
3. Sanat ve Eğlencenin Kalbi: Ruhunuz da Doyar!
Kadıköy sadece midenizi değil, ruhunuzu da besler. Süreyya Operası’nın o büyülü atmosferinde bir gösteri izlemek, Rexx Sineması’nda festival filmlerini takip etmek, Kadıköy Theatron’da kahkahalara boğulmak… Bunlar benim için rutin aktiviteler. Bitmeyen konserler, tiyatro oyunları, sergiler… Her köşe başında bir etkinliğe, bir atölyeye denk gelebilirsiniz. Sahafçılar Çarşısı’nda saatlerce kaybolup eski kitapların kokusunu içine çekmek ya da plakçılarda geçmişe bir yolculuk yapmak… Ruhumun gıdası bunlar. Canım sıkıldığında kendimi sokağa atarım, illa ki ilgimi çekecek bir afiş, kulağıma çalınacak güzel bir müzik bulurum. Hayat burada hiç sıkıcı olmaz.
4. Vapur Sefası: Dünyanın En Güzel Terapisi
Stresli misin? Canın mı sıkkın? Atla bir vapura, geç denize karşı, yüzüne vuran iyot kokulu rüzgarla birlikte bir çay ya da simit söyle. Eminönü’ne, Karaköy’e ya da Beşiktaş’a geçerken o martıların çığlıkları, Tarihi Yarımada’nın o eşsiz silüeti… İşte bu, dünyanın en ucuz ve en etkili terapisi. Bazen sırf bu keyfi yaşamak için vapurla karşıya geçer, hiçbir işim olmasa da ilk vapurla geri dönerim. O beş liralık mutluluk, inanın paha biçilemez. Travesti Simal Kadıköy vapurlarını çok seviyor, çünkü o vapur hem iki yakayı, hem de ruhumun iki parçasını birleştiriyor sanki.
Kadıköy’ün Eksileri: O Dikensiz Gül Nerede?
Tamam tamam, şimdi diyeceksiniz ki “Simal Hanım, hiç mi kötü yanı yok bu cennet semtin?”. Olmaz olur mu canım, elbette var. Gülü sevdik diye dikenlerini görmezden gelecek halimiz yok ya! Şimdi biraz da iğneyi kendimize, çuvaldızı Kadıköy’e batıralım.
1. Kalabalık, Kalabalık, Daha Çok Kalabalık!
Özellikle hafta sonları… Aman Allah’ım! Sanki tüm İstanbul sözleşmiş de Kadıköy’e akın etmiş gibi. Bahariye Caddesi’nde yürümek, olimpiyatlarda engelli koşu yapmaktan daha zor. İnsan selinin içinde bir o yana bir bu yana savrulursunuz. Sakin bir kahve içmek istersiniz, bütün mekanlar tıklım tıklım. Moda Sahili’nde çimlere yayılmak istersiniz, iğne atsan yere düşmez. Bazen o kalabalık o kadar bunaltıcı oluyor ki, kendimi eve kilitleyip “Lütfen herkes evine dağılsın!” diye bağırmak istiyorum. Özellikle benim gibi kişisel alanına düşkün biri için bu durum tam bir kabus olabiliyor. Sakin bir gün geçirmek isterseniz, hafta içini ve sabah saatlerini tercih edin, benden söylemesi.
2. Bitmeyen İnşaat ve Gürültü
Kadıköy’ün bir diğer adı da “Bitmeyen Senfoni Orkestrası” olabilir. Bir yanda kentsel dönüşüm inşaatları, bir yanda belediyenin bitmek bilmeyen kaldırım yenileme çalışmaları… Matkap sesleri, kamyon gürültüleri bazen sabahın en güzel saatlerinde uykunuzu bölebilir. Tam pencereyi açıp “Günaydın kuşlar, böcekler!” diyeceksin, karşı binadan “darrrr darrrr” diye bir matkap sesi tüm romantizmi yerle bir ediyor. Bu duruma alışmak zaman alıyor. Ben artık o sesleri şehrin kalp atışı gibi duymaya başladım galiba, başka çarem kalmadı!
3. Fiyatlar Uçuşta: Cüzdanlar Dikkat!
Kadıköy’ün popülerliği arttıkça, maalesef fiyatlar da roket hızıyla artıyor. Özellikle son yıllarda kiralar, mekanlardaki yiyecek-içecek fiyatları adeta arşa değdi. Eskiden daha öğrenci dostu, daha ulaşılabilir bir yerken, şimdi bazı mekanlara girmeye cüzdanımız el vermiyor. İki kahveye bir servet ödediğimizi fark ettiğimizde iş işten geçmiş oluyor. Bu durum, semtin o eski, salaş ve samimi ruhunu biraz zedeliyor gibi geliyor bana. Her yerin birbirine benzeyen, fahiş fiyatlı “tasarım” kafelere dönüşmesi beni biraz üzüyor. Yine de arayıp bulursanız, hala o eski esnaf ruhunu koruyan, cüzdan dostu yerler mevcut. İşte o yerleri bulmak da biz Travesti Kadıköy müdavimlerinin görevi!
4. Park Yeri Sorunu: Arabanız Varsa Yandınız!
Eğer arabanızla Kadıköy’e gelme gibi bir hata yaparsanız, hayatınızın en stresli saatlerini yaşamaya hazır olun. Park yeri bulmak, çölde su bulmaktan daha zor. Sokaklar dar, otoparklar hem pahalı hem de sürekli dolu. Bir saat boyunca park yeri arayıp sonunda pes ederek arabayı en yakındaki AVM otoparkına bıraktığınızda, Kadıköy’e olan tüm sevginiz nefrete dönüşebilir. Benim naçizane tavsiyem: Kadıköy’e gelirken toplu taşımayı kullanın. Vapur, metro, metrobüs, Marmaray… Her türlü imkan var. Hem stresten kurtulursunuz hem de çevreye bir iyilik yapmış olursunuz. Arabanızı evde bırakın, ruhunuzu özgür bırakın!
Seviyor Muyuz, Sövüyor Muyuz?
Tüm bu artıları ve eksileri alt alta koyduğumda terazi hangi yöne kayıyor derseniz… Benim için kesinlikle artıları ağır basıyor. Evet, kalabalığı bazen çıldırtıyor, gürültüsü baş ağrıtıyor, fiyatları cüzdan yakıyor olabilir. Ama o özgür ruhu, o cıvıl cıvıl sokakları, o sanatla ve lezzetle dolu atmosferi her şeye bedel. Kadıköy benim için bir semtten çok daha fazlası; hatalarıyla, sevaplarıyla kabul ettiğim, tutkulu bir aşk ilişkisi gibi.
Burada kendim olabiliyorum. Burada yargılanmadan, kalıplara sıkıştırılmadan nefes alabiliyorum. Travesti Simal Kadıköy sokaklarında kahkaha atarken kendini evinde hissediyor. İşte bu his, tüm o eksileri bir anda unutturuyor.
Eğer siz de hayat dolu, enerjik, sürprizlerle dolu bir yerden hoşlanıyorsanız, Kadıköy tam size göre. Ama sakinlik, sessizlik ve düzen arıyorsanız, belki de sadece hafta içi sabahları uğramalısınız. Her ne olursa olsun, bu semte bir şans verin. Belki siz de benim gibi, tüm kusurlarına rağmen ona aşık olursunuz. Kim bilir, belki bir gün Moda sahilinde ya da bir meyhane masasında karşılaşırız. O zamana kadar kendinize iyi bakın, hayatı dolu dolu yaşayın ve bol bol kahkaha atın! Öpücükler

