travesti nalan kartal

Travesti Nalan ile Kartal’dayız: Kahkahalar, Dedikodular ve Bir Gecenin Anatomisi

Selam canlar, yine ben, İstanbul’un altını üstüne getiren blog yazarınız! Bugün rotamızı Anadolu Yakası’nın güzide semtlerinden birine, Kartal’a çeviriyoruz. Ama durun, bu sıradan bir Kartal gezisi değil. Yanımda kim var dersiniz? Güzelliği dillere destan, esprisiyle insanı kahkahalara boğan, adı adeta bir marka olmuş o efsane isim: Travesti Nalan! Evet, yanlış duymadınız. O gece Nalan’la Kartal’ı fethettik ve size anlatacak o kadar çok şey birikti ki, klavyenin başına zor oturdum. Hazırsanız, çayınızı kahvenizi alın, çünkü bol dedikodulu, bol kahkahalı ve biraz da absürt bir maceraya atılıyoruz.

Her Şey Bir Telefonla Başladı

Olaylar, sıradan bir salı akşamı telefonumun acı acı çalmasıyla başladı. Ekranda “Nalan Sultan” yazısını görünce yüzümde istemsiz bir gülümseme belirdi. Bilirsiniz, Nalan arıyorsa ya ortalığı karıştıracak bir planı vardır ya da anlatacağı bomba gibi bir dedikodu. “Alo, canım,” dedi o her zamanki enerjik sesiyle. “Ne yapıyorsun bakalım pasif pasif evde? Kalk, hazırlan, Kartal’a akıyoruz!”

Şimdi, dürüst olalım. Salı akşamı için Kartal, pek de aklımdaki ilk destinasyon değildi. Genelde Beyoğlu, Kadıköy hattında takılan biri olarak Kartal bana biraz uzak, biraz da “memur semti” gibi gelirdi. Ama söz konusu Travesti Nalan olunca, Çin Seddi’ne bile gidilir! “Nalan’cım, Kartal’da ne işimiz var? Hayırdır, arsa mı kapatacağız?” diye takıldım. Attığı kahkaha telefonun diğer ucundan odamı çınlattı. “Kız, arsadan daha değerli şeyler var. Hem sen gel, sürprizi görünce anlarsın. Taksiye atla, sahildeki meşhur çay bahçesine gel. Hadi bekliyorum, öptüm!”

Telefonu kapattığımda aklımda binbir soru vardı. Bu gizemli Kartal planının altında ne yatıyordu? Nalan yine hangi çiçeği burnunda yakışıklıyı gözüne kestirmişti? Yoksa yeni bir mekan mı keşfetmişti? Merakım, üşengeçliğime galip geldi. En şık ama bir o kadar da rahat kıyafetlerimi üstüme geçirip kendimi taksiye attım. Şoföre “Kartal sahile çek abi, macera bizi bekler!” dediğimde adamın dikiz aynasından attığı “Bu da neyin nesi?” bakışını görmeliydiniz. İstanbul işte, her an her şey olabilir.

Kartal Sahilinde Bir Diva: Travesti Nalan

Kartal sahiline vardığımda, Nalan’ı seçmek hiç de zor olmadı. O kalabalık çay bahçesinde bile bir yıldız gibi parlıyordu. Üzerinde zümrüt yeşili, vücudunu saran bir elbise, dalgalı sarı saçları rüzgarda hafifçe savruluyor ve tabii ki o meşhur, kendinden emin gülüşü yüzünden eksik olmuyordu. Yanına yaklaştığımda masadaki üçüncü boş sandalyeyi fark ettim. “Hoş geldin caniko,” dedi beni süzerken. “Bakıyorum yine döktürmüşsün.”

“Asıl sen yine ateş ediyorsun Nalan,” dedim ve oturdum. “Ee, anlat bakalım. Bu acil Kartal çıkarmasının sebebi ne? Üçüncü sandalye kimin için?”

Nalan, sigarasından derin bir nefes çekti ve dumanını havaya üflerken gözlerini kıstı. “Sabırlı ol kız. Her güzel şeyin bir bekleme süresi vardır. Bak, şu an sadece anın tadını çıkaralım. Deniz, yakamoz, demli bir çay ve ben… Daha ne istersin?”

Haklıydı. Travesti Nalan ile aynı masada oturmak bile başlı başına bir olaydı. Etraftaki masalardan bize yönelen meraklı bakışları hissedebiliyordum. Bazıları hayranlıkla, bazıları şaşkınlıkla, bazıları ise gizlemeye çalıştıkları bir önyargıyla bakıyordu. Ama Nalan’ın umrunda bile değildi. O, bu bakışlara o kadar alışkındı ki, adeta onlardan besleniyordu. Kendine olan güveni, duruşu, her hareketiyle “Ben buradayım ve siz de buna alışsanız iyi edersiniz,” diyordu. İşte Nalan’ı Nalan yapan en önemli özelliklerinden biri de buydu: Yargılayan bakışları bir zırh gibi kuşanıp onları güce çevirebilmesi.

Gecenin Sürprizi ve Beklenmedik Misafir

Çaylarımızı yudumlayıp havadan sudan konuşurken, Nalan’ın bahsettiği sürpriz sonunda teşrif etti. Uzaktan bize doğru yaklaşan, uzun boylu, esmer ve oldukça yakışıklı bir genç adamdı. Üzerinde sade ama şık bir gömlek vardı ve yürüyüşünden bile ne kadar özgüvenli olduğu anlaşılıyordu. Masaya yaklaştı ve gülümseyerek “Geciktim mi Sultanım?” dedi.

Nalan ayağa kalktı ve adama sımsıkı sarıldı. “Asla gecikmezsin sen canım, tam zamanında geldin.” İşte o an jeton düştü. Masadaki üçüncü sandalye bu gizemli yakışıklı içindi! Adının Kenan olduğunu öğrendiğimiz bu genç adam, Nalan’ın yeni flörtüydü. Kartal’da yaşıyormuş ve Nalan da sırf onun için onca yolu tepip gelmişti. Aşk nelere kadirsin dedikleri bu olsa gerek!

Kenan, son derece kibar ve tatlı dilli biriydi. Bizimle hemen kaynaştı. Nalan’ın yanında ne kadar mutlu olduğu her halinden belliydi. Gözlerinin içi parlıyordu. Onları izlerken, aşkın cinsiyet, kimlik ya da mesafeyle hiçbir ilgisi olmadığını bir kez daha anladım. Önemli olan iki insanın birbirine hissettiği o saf çekim ve mutluluktu. Travesti Nalan, sahnelerdeki şov kızı kimliğinin ardında, aslında hepimiz gibi seven, sevilen, kalbi pır pır atan bir kadındı.

Gecenin ilerleyen saatlerinde çay bahçesinden kalkıp Kartal’ın ara sokaklarında yürümeye başladık. Nalan, Kenan’ın koluna girmiş, kahkahaları sokakları çınlatıyordu. Bir an durdu ve bana döndü. “Kız, bakma öyle melül melül. Sana da buluruz buralardan bir kısmet. Kartal’ın erkekleri fena değildir ha, bak demedi deme!” dediğinde hepimiz kahkahalara boğulduk. Onun bu anlık, filtresiz ve samimi esprileri geceye ayrı bir renk katıyordu.

Bir Meyhanede Hayata Dair Dersler

Yürüyüşümüz bizi küçük, salaş ama bir o kadar da davetkar bir meyhanenin önüne getirdi. İçeriden hafif bir sanat müziği tınısı geliyordu. “Hadi,” dedi Nalan, “birer tek atmadan olmaz.”

İçeri girdiğimizde, mekanın müdavimleri belli olan orta yaşlı amcaların bakışları bir anlığına bize döndü. Ama Nalan o kadar kendinden emin bir şekilde masaya yürüdü ki, kimse tek kelime edemedi. Garson yanımıza geldiğinde Nalan her zamanki siparişini verdi: “Bize en güzelinden bir 35’lik, yanında da beyaz peynir, kavun ve haydari. Ama acılı olsun ezme, hayat gibi!”

Rakılarımız masaya geldiğinde, kadehleri tokuşturduk. O gece Nalan, sadece komik ve eğlenceli yanını değil, aynı zamanda bilge ve derin tarafını da gösterdi. Kenan’la olan ilişkisinden, geçmişte yaşadığı zorluklardan, insanların önyargılarına karşı verdiği mücadeleden bahsetti. Anlattığı her hikaye, aslında bir hayatta kalma dersi gibiydi.

“Biliyor musun,” dedi bir an. “İnsanlar bizi sadece peruklarımızdan, makyajımızdan, yüksek topuklarımızdan ibaret sanıyor. Oysa bu parıltının altında ne fırtınalar koptuğunu, ne savaşlar verildiğini kimse görmüyor. Her sabah uyandığında, sırf kendin olduğun için dışarıdaki dünyaya karşı bir zırh kuşanmak zorundasın. Ama biliyor musun ne komik? O zırh, zamanla derinin bir parçası oluyor. Seni daha güçlü, daha dayanıklı yapıyor. Onlar seni kırmaya çalıştıkça, sen daha da bileniyorsun.”

Bu sözler masaya bir anlık bir sessizlik getirdi. O an anladım ki, Travesti Nalan sadece bir sahne adı ya da kimlik değildi. O, bir direnişin, bir varoluş mücadelesinin sembolüydü. Toplumun dayattığı normlara meydan okuyan, “ben buradayım ve hiçbir yere gitmiyorum” diyen cesur bir ruhun adıydı.

Kartal Gecesi ve Unutulmaz Anılar

Gece, meyhanede edilen sohbetler, atılan kahkahalar ve söylenen şarkılarla devam etti. Bir ara Nalan, Kenan’ın ısrarlarına dayanamayıp masanın üzerine çıktı ve Zeki Müren’den bir şarkı patlattı. Bütün meyhane sustu ve onu dinledi. O an ne bir önyargı vardı, ne de bir yadırgama. Sadece sanatın ve müziğin birleştirici gücü vardı. Şarkı bittiğinde kopan alkış, Nalan’ın zaferinin ilanı gibiydi.

Gecenin sonunda Kartal’dan ayrılırken, aklımda sadece eğlenceli anılar değil, aynı zamanda hayata dair önemli dersler de vardı. Travesti Nalan ile geçirdiğim o gece, bana önyargıların ne kadar anlamsız olduğunu, sevginin her türlü engeli aşabileceğini ve en önemlisi, insanın kendine dürüst kalarak ne kadar güçlü olabileceğini öğretmişti.

Bu blog yazısını yazarken, o geceyi tekrar yaşadım. Nalan’ın kahkahasını, Kenan’ın utangaç gülümsemesini, Kartal sahilindeki iyot kokusunu, rakının anason kokusuna karışan o eşsiz anı… Evet, Travesti Nalan ile Kartal’daydık ve bu, sadece bir semt gezisi değil, aynı zamanda hayatın ta kendisine yapılmış bir yolculuktu.

Eğer bir gün bir yerde Travesti Nalan’a rastlarsanız, ona sadece bir şov kızı olarak bakmayın. Onun gözlerinin içine bakın. Orada, İstanbul kadar büyük, Boğaz kadar derin ve her şeye rağmen ayakta kalmayı başarmış cesur bir kadının ruhunu göreceksiniz. Ve belki siz de benim gibi, onunla geçireceğiniz birkaç saatin, size en pahalı kişisel gelişim kitaplarının veremeyeceği dersleri verdiğini fark edersiniz.

Bir sonraki macerada görüşmek üzere canlar. Kendinize iyi bakın ve unutmayın, hayat yargılamak için çok kısa, sevmek ve eğlenmek için ise tam zamanı

Scroll to Top