şişli travesti serpil ile şişli gece hayatı

Şişli Travesti Serpil Anlatıyor: Topuklularım ve Ben, Şişli Gecelerine Karşı!

Selam canım, yine ben, mahallenizin en şen şakrak, en afili kızı, Şişli travesti Serpil! Oturdum yine klavyemin başına, bir elimde kahvem, diğerinde anılarım… Ayol, bu gece hayatı değil, adeta bir maraton. Topuklular üstünde kilometrelerce yol tepiyoruz, bir yandan rimelimiz akmasın diye dua ediyoruz, bir yandan da hayatın sillesini değil, cilvesini yakalamaya çalışıyoruz. Hazırsanız kemerlerinizi bağlayın, çünkü sizi Şişli’nin kalbine, yani benim gecelerime ışınlıyorum. Ama uyarayım, bu yolculukta kahkahalar, biraz dedikodu ve bolca pırıltı var!

Gecenin Hazırlığı: Bir Sanat Eserinin Doğuşu

Her şey o sihirli soruyla başlıyor: “Bu gece ne giysem?” İnanın bana, bu soru Platon’un idealar dünyasından daha karmaşık. Gardırobumun önünde durduğum o anlar, adeta bir strateji toplantısı. Payetli elbise mi, yoksa yırtmaçlı bir etek mi? Kırmızı ruj mu, bordo mu? Bu kararlar, bir ülkenin dış politikasından daha önemli, valla bak!

Hazırlık süreci başlı başına bir ritüel. Önce şöyle güzel bir müzik açılır, modumuz yükselsin. Sonra başlar makyaj faslı. O fondöten, cildimizdeki tüm yorgunlukları, dertleri bir sünger darbesiyle siler atar. Göz kalemi çekilirken nefesler tutulur, çünkü o kuyruğun simetrisi, evrenin dengesi kadar mühimdir. Kirpikler takılır, dudaklar dolgunlaştırılır… Aynadaki yansımama baktığımda, gün içindeki o sıradan Serpil gitmiş, yerine gecelerin kraliçesi, yani tam teşekküllü bir Şişli travesti Serpil gelmiştir. Bu dönüşüm sadece fiziksel değil, ruhsal bir şarj olma anıdır. O an kendimi yenilmez hissederim. Her topuklu ayakkabı vuruşu, dünyaya “Ben buradayım!” deme şeklimdir.

Bir keresinde tam evden çıkacağım, en sevdiğim payetli elbisemin fermuarı patladı. Ayol, o anki paniğimi anlatamam. Sanki Titanic batıyor ve ben tek cankurtaran sandalını kaçırmışım gibi. Hemen iğne iplik çıkardım, başladım dikmeye. O gece dışarıya biraz geciktim ama olsun, o elbiseyi o gece giyeceğim dedim, giydim! İşte biz böyle inatçı, böyle kararlı kadınlarız. Hayat bize ne zorluk çıkarırsa çıkarsın, biz bir yolunu bulur, o fermuarı diker, gecelere yine de akarız.

Şişli Sokakları: Podyumum, Sahne Tozum

Hazırlık bitti, artık sahneye çıkma zamanı. Benim sahnem Şişli’nin o hareketli, o cıvıl cıvıl sokakları. Mecidiyeköy’den Osmanbey’e uzanan o yolda yürüdüğüm an, tüm gözler üzerimde. Bazıları hayranlıkla bakar, bazıları merakla, bazıları da anlam veremez. Olsun, hepsi kabulüm. Zaten dikkat çekmiyorsak o kadar hazırlığın ne anlamı kalır, değil mi ama?

Şişli, İstanbul’un kalbi gibi. Gündüzü ayrı, gecesi ayrı bir telaş. Ama geceleri bambaşka bir kimliğe bürünüyor. O neon ışıklar, mekanlardan taşan müzik sesleri, kalabalık… İşte bu kaosun içinde ben kendimi buluyorum. Yolda yürürken tanıdık yüzlere selam vermek, yeni insanlarla tanışmak, iki lafın belini kırmak… Bunlar gecenin en güzel anları.

Bir akşam yine salına salına yürüyorum, yanımdan geçen bir teyze durdurdu beni. “Kızım, bu soğukta üşümüyor musun o incecik elbiseyle?” dedi. Güldüm, “Teyzeciğim,” dedim, “bizim içimizdeki ateş, Sibirya soğuğunu bile eritir, merak etme sen.” Kadıncağız bir güldü, “Hadi bakalım, Allah zeval vermesin,” deyip yoluna devam etti. İşte bu küçük, samimi anlar var ya, gecenin bütün yorgunluğunu alıp götürüyor. İnsanların önyargılarını bir tebessümle kırabilmek, dünyanın en güzel hissi. Çünkü en nihayetinde hepimiz insanız ve hepimizin bir parça sevgiye, bir parça anlaşılmaya ihtiyacı var.

Mekanların Nabzı: Müzik, Dans ve Unutulmaz Anılar

Gelelim gecenin kalbinin attığı yerlere, yani mekanlara. Şişli’de her zevke, her moda uygun bir yer bulmak mümkün. Bazen sakin bir barda dostlarla iki kadeh bir şeyler içip dertleşmek istersin, bazen de kendini müziğin ritmine bırakıp sabaha kadar dans etmek… İşte ben, genelde ikinci kategoridenim.

Mekana girdiğim an, o basların ritmini kalbimde hissederim. Sanki bütün dünya durmuş da sadece müzik ve ben kalmışız gibi. Dans pisti benim özgürlük alanım. Orada ne dert kalır ne tasa. Sadece anı yaşarsın. Bedenini müziğe bırakır, ruhunu serbest bırakırsın. O anlarda Şişli travesti Serpil sadece dans eden bir kadın değil, aynı zamanda ruhunu arındıran bir şamandır.

Tabii komik anlar da olmuyor değil. Bir keresinde dans ederken yanımdaki çocuğun içkisine yanlışlıkla peruğumun ucu değdi. Çocuk bir peruğuma baktı, bir bardağına… Sonra kahkahayı bir patlattı, “Abla, içkime de bir renk kattın valla!” dedi. Böyle anlarda utanmak yerine durumu şakaya vurmak en iyisi. Ne de olsa hayat, kendini çok da ciddiye almayacak kadar kısa ve eğlenceli.

Mekanlarda sadece eğlenmiyoruz, aynı zamanda bir nevi terapi de yapıyoruz. Dostlarla bir araya gelip haftanın kritiğini yapmak, aşk acısı çeken arkadaşımıza destek olmak, yeni işe giren arkadaşımızın sevincini paylaşmak… O masalar, bizim dert ortağımız, kahkaha durağımız. Birbirimize anlattığımız hikayelerle, paylaştığımız anılarla daha da güçleniyoruz. Bu dayanışma hissi, bizi ayakta tutan en önemli şeylerden biri.

İnsan Manzaraları: Gecenin Getirdiği Yüzler

Şişli geceleri, bir insan mozaiği gibidir. Her türden, her kafadan insanla karşılaşırsın. Kimi derdini dökmeye gelmiştir, kimi eğlenmeye. Kimi aşkı arıyordur, kimi sadece bir gecelik unutuşu. Bu insanları gözlemlemek, onların hikayelerine bir anlığına tanıklık etmek, benim için ayrı bir keyif.

Bir gece barda tek başıma otururken yanıma oldukça şık giyimli, ama bir o kadar da hüzünlü bir adam oturdu. Belli ki bir derdi vardı. Biraz sohbet ettikten sonra meğer büyük bir şirketin CEO’suymuş ve iş stresi yüzünden bunalıma girmiş. “Biliyor musun Serpil,” dedi, “bütün gün rakamlarla, toplantılarla uğraşıyorum. O kadar sıkılıyorum ki… Ama buraya gelip sizi, bu neşeyi, bu hayat enerjisini görünce kendime geliyorum. Keşke ben de sizin kadar özgür olabilsem.”

O an anladım ki, aslında herkesin bir maskesi var. Kimi CEO maskesi takıyor, kimi ev hanımı, kimi öğrenci… Ama o maskelerin altında hepimiz aynıyız. Sevilmek, anlaşılmak ve mutlu olmak istiyoruz. Benim pırıltılı elbiselerim, abartılı makyajım da bir nevi benim maskem, benim sahne kostümüm. Ama bu kostümün altında atan bir kalp, hisseden bir ruh var. O adama dedim ki, “Özgürlük kıyafette, makyajda değil, ruhtadır. Yeter ki sen ruhunu serbest bırakmaya cesaret et.” O gece uzun uzun dertleştik. Belki onun hayatını değiştiremedim ama en azından bir geceliğine bile olsa derdini dinleyen, onu yargılamayan biri oldum. İşte Şişli travesti Serpil olmanın böyle de bir misyonu var; bazen bir psikolog, bazen bir dert ortağı olmak.

Aşk ve İlişkiler: Topuklu Ayakkabılarla Koşulan Bir Aşk Maratonu

Ah aşk, ah! Geldik en çetrefilli konuya. Travesti olmak ve aşkı bulmak… Bu, adeta iğne deliğinden deveyi geçirmek gibi bir şey. Bir yandan kalbin pır pır atarken, bir yandan da “Acaba beni olduğum gibi kabul edecek mi?” endişesi içini kemirir.

Flörtleştiğim adamlarda ilk baktığım şey, gözlerindeki ifadedir. O ifadede yargı mı var, yoksa samimiyet mi, hemen anlarım. Yılların tecrübesi, bize adeta bir insan sarrafı yeteneği kazandırdı. Ama bazen biz de yanılıyoruz tabii. Bir keresinde çok yakışıklı, çok kibar bir beyle tanıştım. Haftalarca konuştuk, buluştuk. Her şey harika gidiyordu. Tam “İşte bu!” dediğim anda, bana “Arkadaşlarım seninle olduğumu öğrenirse ne derim?” diye bir soru sordu. O an başımdan aşağı kaynar sular döküldü.

Ona sadece şunu söyledim: “Eğer arkadaşlarının ne diyeceğini benden daha çok önemsiyorsan, zaten bizden bir şey olmaz.” Ve arkamı dönüp gittim. O gece ağladım mı? Evet, ağladım. Ama ertesi sabah uyandığımda daha güçlüydüm. Çünkü beni olduğum gibi sevmeyecek, benimle gurur duymayacak bir adamla kaybedecek vaktim yoktu. Benim aşkım, cesur bir aşk olmalı. Benimle el ele Şişli sokaklarında yürümekten çekinmeyecek, beni ailesiyle tanıştırmaktan korkmayacak bir adam… Çok şey mi istiyorum? Bence hayır.

Ama umutsuz da değilim. Çünkü biliyorum ki bir yerlerde, benim gibi deli dolu, hayatı seven bir ruhu anlayacak ve sevecek o özel insan var. O zamana kadar da flörtün, heyecanın, küçük kalp çarpıntılarının tadını çıkarmaya devam! Ne de olsa hayat devam ediyor ve Şişli travesti Serpil aşksız kalmaz, en fazla biraz mola verir!

Gecenin Sonu: Makyaj Akar, Anılar Kalır

Sabaha karşı, günün ilk ışıkları İstanbul’u aydınlatmaya başlarken, benim için de eve dönme vakti gelir. Otele veya evime doğru yürürken ayaklarım sızlar, makyajım hafiften akmaya başlamıştır. Ama yüzümde tatlı bir yorgunluk ve bir sürü yeni anı vardır.

Eve gelip o topuklu ayakkabıları ayağımdan çıkardığım an, dünyanın en büyük lüksüdür. Sonra sıra makyajı temizlemeye gelir. Aynanın karşısına geçerim, pamuğa döktüğüm temizleyiciyle yüzümdeki o renkli katmanı silerim. Rimel akar, fondöten çıkar, ruj silinir… Ve aynada yine gün içindeki o sıradan Serpil belirir. Ama bu Serpil, gecenin kraliçesi Serpil’den çok şey öğrenmiştir. Daha güçlüdür, daha tecrübelidir ve en önemlisi, kendini biraz daha fazla sevmektedir.

Her gece bir macera, her gece yeni bir ders. Şişli’nin geceleri bana sadece eğlence değil, aynı zamanda hayatı öğretiyor. İnsanları, ilişkileri, en çok da kendimi tanımamı sağlıyor. Bazen kırılıyorum, bazen yoruluyorum ama asla pes etmiyorum. Çünkü biliyorum ki ertesi gece yine müzik çalacak, ışıklar yanacak ve benim sahnem beni bekliyor olacak.

İşte canlarım, bendeniz Şişli travesti Serpil’in bir gecesi böyle geçiyor. Pırıltının, kahkahanın, biraz hüznün ve bolca umudun olduğu bir gece… Eğer bir gün yolunuz Şişli’ye düşerse ve topukluları üzerinde dev adımlarla yürüyen, kahkahası sokakları çınlatan bir kadın görürseniz, bilin ki o benim. Çekinmeyin, bir selam verin. Belki size de anlatacak bir hikayem vardır. Kimbilir?

Scroll to Top