olgun travestiler istanbul'da cafe görüntüsü

Yılların Eskitemediği Olgun Travestiler: Bugünlerde Neler Çeviriyorlar?

Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Bugün masaya öyle bir konu yatırıyoruz ki, hem nostalji rüzgarları esecek hem de kahkahalar havada uçuşacak. Konumuz; tecrübenin, bilgeliğin ve tabii ki asla sönmeyen o ışıltının ete kemiğe bürünmüş hali: olgun travestiler! Evet, yanlış duymadınız. O filmlerde gördüğümüz, sokaklarda belki bir anlığına göz göze geldiğimiz, hayatın sillesini yemiş ama dimdik ayakta kalmayı başarmış o güzelim kadınlar bugünlerde ne yapıyor, ne ediyor, hayatları nasıl geçiyor? Gelin, hep birlikte bu renkli dünyanın kapılarını aralayalım. Ama baştan uyarayım, bu yazı bolca kahkaha, biraz hüzün ve bolca “Abla helal olsun sana!” dedirtecek anlar içerir.

Şimdi dürüst olalım, “travesti” kelimesini duyunca aklınıza ne geliyor? Genç, fırtına gibi esen, enerjisiyle ortalığı kasıp kavuran güzeller değil mi? Peki ya yıllarını bu yola vermiş, her sokağın kaldırım taşında anısı olan, her şarkıda kendi hikayesinden bir parça bulan olgun travestiler? Onlar sanki biraz daha geri planda kalıyor, değil mi? İşte biz bugün o geri planı alıp sahnenin tam ortasına koyuyoruz. Çünkü onlar bu hikayenin hem yazarı hem de başrolü.

Mahallenin Bilge Ablası: Günümüzün Olgun Travestisi

Eskiden olsa, “travesti” denince akla gelen tek şey gece hayatı, pırıltılı sahneler ve belki de biraz tehlikeydi. Ama devir değişti canlarım. Artık olgun travestiler, o eski kalıpları çoktan kırdılar. Onlar artık sadece gecelerin değil, gündüzlerin de kraliçeleri. Sabah kahvesini yudumlarken komşusuyla günaydınlaşan, markette sebzenin en tazesini seçen, kedisine köpeğine evlat gibi bakan o bilge kadınlar onlar.

Düşünsenize, yılların getirdiği bir hayat tecrübesi var. Kim bilir kaç badire atlattılar, kaç kalp kırıklığı yaşadılar, kaç sahte dosta “hadi oradan” dediler. İşte bu tecrübe, onları adeta birer hayat koçuna dönüştürmüş. Mahallenin genç kızları onlara dert yanıyor, “Abla, şu çocuk bana şöyle yaptı, ne yapayım?” diye akıl danışıyor. Çünkü biliyorlar ki, o ablanın vereceği tavsiye, kitaplarda yazmaz. O tavsiye, yaşanmışlığın, acının ve zaferin damıtılmış halidir.

Artık pek çoğu, o fırtınalı gençlik yıllarını geride bırakmış, daha sakin, daha huzurlu bir yaşam sürüyor. Kimisi küçük bir butik açmış, kimisi el işi takılar yapıp satıyor, kimisi de yıllardır hayalini kurduğu o küçük sahil kasabasına yerleşmiş. Ama ortak bir özellikleri var: Hayata karşı duruşları. O duruş ki, en lüks markanın podyumundaki mankene taş çıkartır. Çünkü o podyumun adı hayattır ve onlar o podyumda yıllardır yürüyorlar.

Sosyal Medyanın Yeni Fenomenleri: “Teyze” Deme Lazım Olur!

Teknolojinin hayatımıza bu kadar girmesiyle birlikte, olgun travestiler de bu duruma kayıtsız kalmadı tabii ki. Instagram’da, TikTok’ta öyle hesaplar var ki, ağzınız açık kalır. Gençlerin “teyze” diye burun kıvırdığı o kadınlar, bir anda binlerce takipçili birer fenomene dönüşebiliyor.

Peki ne yapıyorlar da bu kadar seviliyorlar? Cevabı çok basit: Samimiyet. Yılların birikimini, esprili bir dille öyle güzel anlatıyorlar ki, izlemeye doyamıyorsunuz. Makyaj videoları mı dersiniz, hayat dersleri mi, yoksa mutfakta döktürdükleri anlar mı… Her biri ayrı bir keyif. Özellikle o eski anıları anlattıkları videolar yok mu… “Ah kızım, bizim zamanımızda nerede böyle makyaj malzemeleri? Bir rimel, bir kırmızı ruj, tamamdır!” diye başlayan o sohbetler, bizi alıp bambaşka zamanlara götürüyor.

Bu platformlar, onlar için sadece bir eğlence aracı değil, aynı zamanda bir seslerini duyurma yöntemi. Yıllarca görmezden gelinen, ötekileştirilen o insanlar, şimdi kendi hikayelerini, kendi dilleriyle, aracısız bir şekilde anlatıyorlar. Ve görüyoruz ki, o hikayeler aslında hepimizin hikayesi. Aşk, hayal kırıklığı, umut, mücadele… Konular aynı, sadece karakterler farklı. Bu yüzden de o olgun travestiler, sosyal medyada gençlere taş çıkarıyor, “Biz daha ölmedik, buradayız!” diyorlar.

Aşk, İlişkiler ve “O Defteri Çoktan Kapattım” Diyenler

Gelelim en civcivli konuya: Aşk! Ah o aşk… Gençken kalbimizi pır pır ettiren, uğruna dağları deldiğimiz o duygu, yaş ilerleyince nasıl bir şekle bürünüyor? Hele ki bir ömrü mücadeleyle geçmiş olgun travestiler için…

Bu konuda iki farklı grup var diyebiliriz. Bir yanda, “Aman kızım, ben o defteri çoktan kapattım. Benim aşkım da meşkim de kedim Tombik!” diyenler. Onlar, geçmişte yaşadıkları hayal kırıklıklarından, vefasızlıklardan o kadar yorulmuşlar ki, artık huzuru yalnızlıkta bulmuşlar. Kendi kendilerine yetebilmenin, kimseye minnet etmemenin o muhteşem özgürlüğünü yaşıyorlar. Onlar için en büyük aşk, sabah uyandıklarında kendilerine aynada gülümseyebilmek. Ve inanın bana, bu sevgiden daha gerçeği yok.

Diğer yanda ise, “Aşkın yaşı mı olurmuş aol!” diyerek ikinci, hatta üçüncü baharını yaşayanlar var. Yıllar sonra, belki de hiç beklemedikleri bir anda karşılarına çıkan o özel insanla yeni bir sayfa açanlar… Onların ilişkileri, gençlik heveslerinden çok daha farklı. Daha sakin, daha anlayışlı, daha bilgece. Çünkü onlar artık ne istediklerini çok iyi biliyorlar. Drama, kıskançlık krizleri, anlamsız kaprisler onlara çok uzak. Onların aradığı şey, huzurlu bir omuz, birlikte içilecek bir kahvenin kırk yıllık hatırı ve zor zamanlarda sımsıkı sarılacak bir el. Ve bu aşkı bulduklarında, ona dört elle sarılıyorlar. Çünkü biliyorlar ki, böyle bir sevgi hayatta insanın karşısına kolay kolay çıkmaz.

Geçmişle Barışmak: “İyi Ki Yaşamışım” Diyebilmek

Olgun travestiler ile sohbet ettiğinizde en çok fark edeceğiniz şeylerden biri, geçmişleriyle ne kadar barışık olduklarıdır. Evet, çok acı çekmişler. Aileden dışlanmışlar, toplum tarafından hor görülmüşler, şiddete maruz kalmışlar. Ama tüm bunlara rağmen, geçmişlerine bir küfür gibi değil, bir ders gibi bakıyorlar.

“O yaşadıklarım olmasaydı, bugünkü ben olamazdım,” diyorlar. Her yara izi, onlar için bir madalya gibi. Hayatta kalmanın, pes etmemenin bir kanıtı. O acılar, onları daha güçlü, daha merhametli ve daha bilge yapmış. Başkalarının acısını daha iyi anlar hale gelmişler. Belki de bu yüzden, çevrelerindeki herkese karşı bu kadar anaç ve korumacı bir tavır sergiliyorlar.

Elbette, “Keşke” demedikleri anlar yok mu? Var. “Keşke ailem beni anlasaydı,” “Keşke o gün o insana güvenmeseydim,” gibi pişmanlıklar her insanın hayatında olduğu gibi onların da hayatında var. Ama bu pişmanlıkların içinde boğulup kalmıyorlar. Onu da hayatın bir parçası olarak kabul edip yollarına devam ediyorlar. İşte bu yüzden onlar, sadece birer travesti değil, aynı zamanda birer hayat savaşçısı. Ve bu savaştan galip ayrılmışlar.

Gelecekten Beklentiler: Huzur, Sağlık ve Biraz da Keyif

Peki, hayatlarının bu dönemindeki olgun travestiler gelecekten ne bekliyor? Milyon dolarlık yatlar, katlar mı? Şöhret mi? Hayır. Beklentileri o kadar insani, o kadar bizden ki…

En büyük beklentileri, sağlık. Yılların yorgunluğu bedende izler bırakmış elbette. “Aman bir yerim ağrımasın, kimseye muhtaç olmayayım, yeter,” diyorlar. Çünkü özgürlüklerine ne kadar düşkün olduklarını biliyoruz. Kendi ayakları üzerinde durabilmek, onlar için her şeyden daha önemli.

İkinci beklentileri ise huzur. Artık kavga gürültü istemiyorlar. Sakin bir ev, sevdikleri birkaç dost, keyifli sohbetler… Onlar için mutluluğun tanımı bu. Gençliğin o deli dolu, fırtınalı enerjisi yerini dingin bir nehre bırakmış. O nehirde sakince akıp gitmek istiyorlar.

Ve tabii ki biraz da keyif! Kim istemez ki? Güzel bir yemeğe çıkmak, sevdikleriyle tatile gitmek, yeni bir hobi edinmek… Hayatın tadını çıkarmak istiyorlar. Çünkü çok iyi biliyorlar ki, bu hayat onlara bir kere verildi ve her anını dolu dolu yaşamak gerek. Belki de bu yüzden, en küçük şeylerden bile mutlu olmayı başarıyorlar. Güneşli bir günde parkta oturmak, mis kokulu bir kahve içmek ya da sevdikleri bir şarkıyı dinlemek… Bunlar, onlar için en büyük lüks.

Topluma Mesajları: “Bizi Görün ve Anlayın”

Bu yazıyı yazarken, aslında olgun travestiler adına topluma bir mesaj da vermek istedim. Onların bizden tek bir isteği var: Anlaşılmak. Yargılanmadan, ötekileştirilmeden, sadece bir insan olarak görülmek.

Onların peruklarının, makyajlarının, topuklu ayakkabılarının altında, tıpkı bizim gibi atan bir kalp var. Gülen, ağlayan, sevinen, üzülen bir ruh var. Onlar uzaydan gelmediler. Onlar bu toplumun bir parçası. Komşunuz, marketteki kasiyer, belki de her gün yanından geçtiğiniz o sessiz teyze…

Onlara acıyarak ya da korkarak bakmayın. Onlara saygıyla bakın. Çünkü onlar, çoğumuzun cesaret bile edemeyeceği bir şeyi başarmışlar: Kendileri olmayı. Toplumun tüm baskısına, tüm zorbalığına rağmen, “Ben buyum!” diyebilme cesaretini göstermişler. Ve bu, dünyadaki en büyük saygıyı hak eden şeydir.

Sözlerimi tamamlarken, tüm olgun travestiler‘e, o güzelim ablalara kocaman bir selam göndermek istiyorum. Işığınızla, bilgeliğinizle, kahkahalarınızla hayatımıza renk kattığınız için size minnettarız. İyi ki varsınız, iyi ki bu dünyanın bir parçasısınız.

Peki siz ne düşünüyorsunuz? Çevrenizde tanıdığınız, hikayesine tanık olduğunuz olgun travestiler var mı? Onların hayatla ilgili size verdiği en önemli ders neydi? Yorumlarda buluşalım, bu güzel sohbeti hep birlikte büyütelim. Unutmayın, paylaşmak güzeldir ve her hikaye anlatılmayı hak eder.

Sevgiyle ve kahkahayla kalın

Scroll to Top