Selam millet! Bugün blogumuzun konuğu, İstanbul’un arka sokaklarından değil, bildiğin okyanus derinliklerinden çıkıp gelmiş gibi duran, cildinin parlaklığını Haliç’in sularına değil de Maldivler’in turkuazına borçlu olan o efsane isim: Travesti Şule. Hani şu “Su gibi kadın” tabirinin sözlük karşılığı olan, elinde su şişesi olmadan bakkala bile gitmeyen, nemlendiriciyi ekmeğine süren kadın!
Yalan yok, Şule’yi ilk gördüğümde “Kız bu ne parlaklık? Yüzüne cila mı çektirdin sanayide?” diye sormuştum. O da bana o meşhur kahkahasını atıp, “Ayol ne cilası, ben güzelliğimi su’dan alıyorum şekerim, sen hala fondötenle sıva yap dur!” demişti. O gün bugündür peşindeyim, bu işin sırrı ne diye. İşte bu yazı, Şule’nin o ıslak, kaygan ve bir o kadar eğlenceli dünyasına dalış yazısıdır. Can yeleklerinizi takın, Şule’nin sularında boğulmaya gidiyoruz!
Kolay İçerik
Kim Bu Travesti Şule? Bir Su Perisi mi, Yoksa Su Faturası Kabarık Bir Deli mi?
Şimdi eğri oturalım, doğru konuşalım. İstanbul aleminde travesti Şule denince akla hemen o uzun, sütun gibi bacaklar ve asla kurumayan o dudaklar gelir. Şule, sıradan bir translardan değildir. O, kendini bir “Hidro-Kraliçe” olarak tanımlar. Evet yanlış duymadınız, kadın kendini su elementinin yeryüzündeki temsilcisi ilan etmiş durumda.
Geçenlerde Beyoğlu’nun o meşhur ara sokaklarında karşılaştık. Ben nefes nefese kalmışım, nemden saçım başım dağılmış, Şule ise sanki az önce duştan çıkmış gibi ferah. “Kız Şule,” dedim, “Bu sıcakta biz eriyoruz, sen nasıl böyle buzlu badem gibi duruyorsun?” Gözlerini süzdü, elindeki termal su spreyini (çantasından asla eksik etmez) yüzüme fıııısss diye sıktı. “Ay kendine gel, kurudun kaldın çölde kalmış bedevi gibi!” diye azarladı beni.
Şule’nin hikayesi aslında biraz trajikomik başlıyor. Çocukken annesi bunu leğende yıkarken “Oğlum su gibi ol, su gibi ak” dermiş. Bizimki de bu lafı biraz fazla ciddiye almış sanırım. Yıllar geçip de travesti Şule kimliğine büründüğünde, bu su takıntısını bir yaşam tarzına, hatta bir sanat eserine dönüştürmüş. Evine gitseniz, sanırsınız İSKİ’nin gizli deposu. Her yerde farklı pH değerlerine sahip sular, çeşit çeşit nemlendiriciler, buz küpleri… Kadın evde yürürken arkasında salyangoz gibi nemli bir iz bırakıyor desek yeridir!
Şule’nin Güzellik Rutini: Bize Pahalıya Patlar mı?
Merak ettiğinizi biliyorum. “Tamam anladık sulu kadın da, ne yapıyor bu?” diyorsunuz. Şule’nin güzellik sırrı aslında basit ama uygulaması biraz cesaret istiyor. Travesti Şule, sabahları güne bir bardak ılık limonlu suyla başlamıyor. O, güne direkt soğuk su dolu bir küvete atlayarak başlıyor!
“Ayol cildim şoklansın, gözeneklerim kendine gelsin,” diyor. Bir keresinde ben de deneyeyim dedim, zatürre oluyordum az kalsın. Ama Şule’de tık yok. Kadın o küvetten bir çıkıyor, sanırsınız Botticelli’nin Venüs’ü ama İstiklal Caddesi versiyonu.
Şule’nin en büyük takıntısı ise suyun markası. Öyle musluk suyu falan asla yüzüne değdirmez. “Klor cildimi küstürür bebeğim,” der. Yüzünü yıkamak için kullandığı suyun pH’ı 7.5 olacak, içtiği suyun mineral dengesi şöyle olacak… Bazen diyorum ki, “Şule, senin su faturasıyla ben 3 ay kira öderim.” Gülüyor, “Güzellik bedel ister hayatım, sen o yüzündeki kırışıklıklarla bedavaya mı yaşlanacaksın?” diye lafı gediğine oturtuyor.
İşin şakası bir yana, travesti Şule’nin cildi gerçekten bebek gibi. O kadar pürüzsüz ki, üzerine sinek konsa kayıp düşer, bacağı kırılır garibanın. Bu parlaklığın tek sebebi su mu? Elbette değil. Şule’nin bitmek bilmeyen enerjisi ve o “bana mısın demeyen” umursamaz tavrı da onu güzelleştiriyor. Stres yok, tasa yok. Tek derdi damacana siparişi gecikmesin!
Şule ile Bir Gece: Tsunami Etkisi
Eğer bir gün yolunuz İstanbul gecelerine düşerse ve travesti Şule ile aynı masaya oturma şerefine nail olursanız, hazırlıklı olun. Çünkü o masada sular seller gibi akacak olan sadece içkiler değil, kahkahalardır.
Geçen hafta kızlarla toplandık, Şule de geldi. Üzerinde mavi, pullu bir elbise var. “Deniz kızı konsepti yaptım,” dedi. Ama biz ona daha çok “Pulunu dökmüş palamut” dedik, tabii içimizden. Şule masaya oturur oturmaz garsonu çağırdı. “Çocuğum bana bir büyük su, ama buzlu olsun, bardağın kenarında da limon olsun, ama limonun kabuğu ince olsun.” Garson çocukcağızın beyni yandı tabii.
Gecenin ilerleyen saatlerinde Şule’nin dili çözüldükçe hikayeler de dökülmeye başladı. Bir gün bir müşterisi buna, “Senin adın neden Şule? Alev demek değil mi o?” diye sormuş. Bizimki de demiş ki, “Evet alevim ama beni ancak sular söndürür şekerim!” Adam dumur olmuş tabii. Travesti Şule hazır cevaplılığıyla meşhurdur. Ona laf yetiştirmek, şelaleye karşı yüzmeye benzer. Yorulursunuz, boğulursunuz, o ise akmaya devam eder.
Bir ara masadaki arkadaşlardan biri aşk acısından dert yanmaya başladı. Şule hemen müdahale etti: “Kızım bırak o sümüklüyü! Erkekler gelir geçer, ama cildinin nemi giderse bir daha gelmez! Ağlama, gözyaşındaki tuz cildini kurutur. Bak bana, hiç ağlıyor muyum? Ben sadece terlerim, o da detoks niyetine!” Masayı kırdı geçirdi yine. İşte Şule böyle bir kadın. Dertleri bile sulandırıp içilebilir hale getiriyor.
Şule’nin Su Falı ve Diğer Batıl İnançları
Şimdi sıkı durun, bombayı patlatıyorum. Şule sadece suyu içip yıkanmakla kalmıyor, bir de su falına bakıyor! Evet, yanlış duymadınız. Bir kaseye suyu dolduruyor, içine birkaç damla zeytinyağı, biraz sim (tabii ki simsiz olmaz), sonra başlıyor mırıldanmaya.
“Ay görüyorum,” diyor, “Senin kısmetin kabarmış, ama biraz bulanık.” Geçen bana baktı. “Kız senin yoluna taş koymuşlar ama merak etme, su hepsini aşındırır geçer,” dedi. “Şule,” dedim, “O taş dediğin benim ev sahibi olmasın, kiraya zam yapacakmış?” “Hah işte,” dedi, “Ben sana demedim mi sular yükselecek diye? Zam dalgası geliyor!”
İnanır mısınız, ertesi gün ev sahibi aradı. Şule’nin su falı mı tuttu, yoksa kadın ekonomiyi mi iyi takip ediyor orasını çözemedim ama o günden beri Şule ne derse “He” diyorum. Travesti Şule’nin bir diğer garip huyu da yağmurlu havalarda şemsiye kullanmaması. “Göklerin bereketi bu ayol, niye kaçayım?” diyor. Sırılsıklam olup, makyajı (ki o da suya dayanıklı tabii ki) akmadan yürümesini izlemek ayrı bir keyif. İnsanlar kaçışırken o, Matrix filmindeki gibi damlaların arasından süzülüyor.
İstanbul’un Nemli Kraliçesi ve Sosyal Medya Maceraları
Şule’nin bir de Instagram hesabı var ki, evlere şenlik. Kullanıcı adı bile @SulakAlanSule. Profilinde sürekli su içtiği, havuza atladığı ya da vapurda rüzgar yediği videolar paylaşıyor. Altına yazdığı hashtagler ise efsane: #travestişule, #sugibiyim, #nemliprenses, #kuruyancildineküssen.
Geçen canlı yayın açtı. Takipçilerinden biri sormuş: “Abla estetik var mı?” Şule kameraya yaklaştı, o dolgun dudaklarını büzdü ve dedi ki: “Estetik ne arar la bazarda? Bunlar hep H2O mucizesi bebeğim. Dolgu değil, su tutması o!” Yorumlar koptu gitti. Kimse Şule kadar kendiyle barışık ve dalga geçebilen birini görmemiştir herhalde.
Sosyal medyada travesti Şule fenomeni olmak kolay değil tabii. Arada troller de dadanıyor. Biri yazmış, “Bu kadar su israfı günahtır.” Şule’nin cevabı yapıştırıcı gibi: “Tatlım ben israf etmiyorum, suyu onurlandırıyorum. Sen o kirli kalbini yıkamayı denesene biraz, belki arınırsın.” Kapak sesi ta Kadıköy’den duyuldu.
Şule’nin dijital dünyadaki bu başarısı, onun samimiyetinden geliyor. Filtre kullanmıyor mu? Kullanıyor tabii ama “Filtresiz halimle gözleriniz kamaşır, kör olursunuz diye sizi koruyorum” diyerek işin içinden sıyrılıyor.
Şule’nin Tavsiyeler Köşesi: Kurumuş Ruhlara Can Suyu
Bu yazıyı okuyan canlarım, Şule’den size birkaç hayat dersi not aldım. Kulağınıza küpe, cildinize nem olsun:
- Akışına Bırak: “Hayat bir nehir gibidir şekerim,” diyor Şule. “Bazen bulanır, bazen durulur. Sen sadece yüzmeye bak. Akıntıya karşı kürek çekersen sadece kas yaparsın, ama ruhun yorulur. Bırak su seni götüreceği yere götürsün.”
- Kendini Sev, Hem de Çok: “Ben kendime aşığım ayol,” diyor. “Sabah aynaya bakıp ‘Günaydın bebek, yine yakıyorsun’ demezsem o günüm kötü geçer. Sen kendini sevmezsen elin adamı seni niye sevsin?” Doğru söze ne denir?
- Bol Su İç, Dedikoduyu Azalt: Şule’ye göre dedikodu cildi kurutuyormuş. “Başkasının hayatını konuşurken ağzın kuruyor, enerjin düşüyor. Onun yerine iki bardak su iç, cildin parlasın, düşmanların çatlasın.”
- Esnek Ol: “Kaskatı olma, kırılırsın. Su gibi ol, kabın şeklini al ama özünü kaybetme.” Bu lafı duyduğumda Şule’nin aslında ne kadar derin bir filozof olduğunu (belki biraz alkollü ama olsun) anladım.
Şule’nin Gelecek Planları: Okyanuslara Açılmak
Geçen gün sordum, “Şule, İstanbul sana dar gelmiyor mu?” Gözleri parladı. “Kızım hedefim büyük,” dedi. “Bir gün Venedik’e yerleşeceğim. Düşünsene, her yer su! Gondolla bakkala giderim, balkondan oltamı atarım. Tam benlik yer!”
Venedik halkı travesti Şule ile tanışmaya hazır mı bilmiyorum ama Şule’nin orayı birbirine katacağı kesin. Gondolculara “Ağır sür şunu, saçım bozuluyor!” diye bağırırken hayal edebiliyorum onu. Ya da San Marco meydanında güvercinlere su serperken…
Ama şimdilik Şule bizimle, İstanbul’un o kaotik, gürültülü ama bir o kadar da canlı sokaklarında. O, bu şehrin rengi, neşesi ve evet, nem kaynağı. Onun olduğu yerde kuraklık olmaz, can sıkıntısı barınmaz.
Son Söz: Su Akar Yolunu Bulur, Şule Akar Alemi Bulur!
Evet dostlar, güzelliğini su’dan, neşesini de o koca yüreğinden alan travesti Şule’nin dünyasına kısa bir bakış attık. Umarım okurken serinlemiş, biraz da olsa gülümsemişsinizdir.
Şule’nin hikayesi bize şunu öğretiyor: Hayat bazen seni kurutmaya çalışır, dertler seni susuz bırakır. Ama önemli olan, kendi içindeki kaynağı bulup fışkırtmaktır. Kim ne derse desin, siz de Şule gibi olun; parlayın, akın ve asla kurumayın!
Eğer bir gün yolda, elinde 1.5 litrelik su şişesiyle, topuklu ayakkabıları üzerinde seke seke yürüyen, kahkahasıyla martıları bile susturan birini görürseniz, bilin ki o Şule’dir. Yanına gidin, “Abla suyun bol olsun!” deyin. Size en güzel gülümsemesini (ve belki biraz termal su spreyini) hediye edecektir.
Kendinize iyi bakın, bol su için, nemli kalın! Öptüm hepinizi, bye!

