travesti selda istanbul

Travesti Selda Avrupa Yakası’nın Farkını Anlatıyor

Merhaba canlarım! Ben Travesti Selda. Bugün oturdum, kahvemi aldım elime ve dedim ki “Selda, artık şu Avrupa Yakası muhabbetini anlatmanın vakti geldi.” Çünkü İstanbul’un iki yakası arasındaki o meşhur “hangi yaka daha iyi” kavgasına ben de dahil olmak istedim. Ama merak etmeyin, taraf tutacağım tabii ki. Yıllardır bu yakada yaşayan biri olarak, size Avrupa Yakası’nın neden bu kadar özel olduğunu, kendi gözümden, kendi kahkahalarımla anlatacağım.

Hazır mısınız? Kemerleri bağlayın, çünkü bu tur biraz uzun sürecek.

İlk Tanışmam: Avrupa Yakası ile Aşk Neden Başladı?

İtiraf etmem gereken bir şey var. İlk İstanbul’a geldiğimde ben de herkes gibi kaybolmuştum. Elimde valizim, gözlerimde koca bir hayal, aklımda ise bir sürü soru işareti. O günlerde bir arkadaşım bana dedi ki: “Selda, sen Avrupa Yakası’na yakışırsın.” O gün bugündür bu yakadan ayrılmadım.

Neden mi? Çünkü burası hem eski hem yeni. Bir sokakta yüz yıllık bir apartman görürsünüz, hemen yanında en modern kafe. Bu karışıklık bana kendimi hatırlatıyor açıkçası. Hem geleneksel hem modern, hem klasik hem çılgın. Tıpkı benim gibi!

Avrupa Yakası’nın en güzel yanı, insanı olduğu gibi kabul etmesi. Kimse “sen kimsin, neden buradasın” diye bakmıyor. Herkes kendi telaşında, kendi hayatında. Bu da bana müthiş bir özgürlük hissi veriyor.

Semtler, Semtler, Bir Sürü Semt!

Şimdi gelelim işin en tatlı kısmına. Avrupa Yakası’nın semtleri o kadar çeşitli ki, her birinin ayrı bir karakteri var. Ben size en sevdiklerimi anlatayım.

Beyoğlu: Kalbimin Attığı Yer

Beyoğlu benim için başka bir dünya. İstiklal Caddesi’nde yürürken kendimi bir filmin içindeymiş gibi hissediyorum. O nostaljik tramvay geçerken, sağdan soldan gelen müzik sesleri, sokak çalgıcıları… Ah, tarif edemem. Bir keresinde İstiklal’de yürürken bir sokak müzisyeni bana bakıp şarkısını değiştirmişti. O an dünyanın en özel insanı gibi hissetmiştim kendimi. İşte Beyoğlu böyle bir yer, size hep bir sürpriz hazırlıyor.

Cihangir tarafına geçtiğinizde ise tempo tamamen değişiyor. Kediler her köşede, kafeler tıklım tıklım, insanlar sabahtan akşama kadar kitap okuyor. Ben oraya “sakinlik terapisi” için giderim. Bir çay, bir kitap, bir de manzara… Bazen hayat bu kadar basit.

Nişantaşı: Şıklığın Başkenti

Nişantaşı deyince aklıma hemen o zarafet geliyor. Vitrinlere bakarken bile kendimi bir moda dergisinde gibi hissediyorum. Tamam, her şey biraz pahalı, biliyorum. Ama bazen sadece gezmek, bakmak, hayal kurmak bile yeter değil mi? Ben Nişantaşı’na “göz turu” yapmaya giderim. Cüzdanım da benimle gelmediği için kavga etmeyiz.

Buradaki insanların hali tavrı bile farklı. Herkes bir yerlere yetişiyor ama bir yandan da o rahatlık var üzerlerinde. Kahvesini yudumlayan hanımlar, takım elbiseli beyler… Nişantaşı’nda bir kere oturup insan izlemek başlı başına bir aktivite.

Beşiktaş: Enerjinin Merkezi

Beşiktaş desem, aklınıza ne gelir? Bana genç enerjisi geliyor. O çarşı, o kalabalık, o coşku! Beşiktaş’ta hiç sıkılmazsınız. Öğrenciler, esnaf, balıkçılar, herkes bir arada. Bir de o meşhur kartal heykeli var ya, altında buluşmayan kalmamıştır herhalde.

Ben Beşiktaş’ta iskele kenarında oturup vapurları izlemeyi çok severim. Martılar simit için savaşır, deniz kokusu burnunuza dolar, bir de yanınıza sıcak bir çay aldınız mı, tamamdır. İşte o an anlarsınız neden bu şehre âşık olduğunuzu.

Gece Hayatı: Selda’nın Uzmanlık Alanı

Şimdi geldik benim asıl konuma. Gece hayatı deyince Travesti Selda susar mı hiç? Avrupa Yakası’nın gece hayatı, arkadaşlar, tam bir efsane.

Akşam olunca semtler kabuk değiştiriyor. Gündüz sakin sakin gezdiğiniz sokaklar, gece rengarenk ışıklarla parlıyor. Müzik her yerden geliyor, insanlar gülüyor, dans ediyor, hayatı yaşıyor. Ben gece kuşuyum, bunu herkes bilir. Bana kalırsa gecenin ruhu Avrupa Yakası’nda saklı.

Bir keresinde bir arkadaşımla akşam yemeğine çıkmıştık. Sonra “bir yerde bir şeyler içelim” dedik. Derken sabah oldu, biz hâlâ dışarıdaydık! Çünkü bu yaka öyle bir yer ki, bir kapı kapanıyor, on tane yenisi açılıyor. Vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Ertesi gün gözlerim şişmiş halde uyandığımda bile pişman olmamıştım, valla.

Gece hayatının en güzel yanı ne biliyor musunuz? İnsanların maskelerini bir kenara bırakması. Herkes daha samimi, daha rahat, daha kendisi oluyor. Ben de bu yüzden geceyi bu kadar seviyorum işte.

Kültür ve Sanat: Ruhun Gıdası

Avrupa Yakası sadece eğlence demek değil canlarım. Burası aynı zamanda bir kültür deposu. Müzeler, galeriler, tarihi mekanlar… Nereye baksanız bir hikâye var.

Ben ara sıra kendime “kültür günü” ilan ederim. O gün bir müzeye giderim, bir sergiye uğrarım, sonra da güzel bir kafede oturup gördüklerimi düşünürüm. Bilirsiniz, insanın ruhunu beslemesi lazım. Sadece makyaj ve kıyafet değil hayat, biraz da sanat gerekiyor.

Tarihi yarımada tarafına geçtiğinizde ise zaman durur adeta. O camiler, o sarnıçlar, o taş sokaklar… İnsan kendini bambaşka bir çağda buluyor. Ben oralarda gezerken hep düşünürüm: Acaba yüzyıllar önce bu sokaklarda kimler yürüdü, neler yaşandı? İşte İstanbul’un büyüsü de burada.

Peki Farkı Ne? Selda Açıklıyor

Gelin şimdi asıl soruya cevap verelim. Avrupa Yakası’nı diğer her yerden ayıran ne?

Bana sorarsanız, cevap tek kelime: çeşitlilik. Burada her şeyin bir arası var. Zenginlik ile mütevazılık, eski ile yeni, sakinlik ile telaş… Hepsi iç içe. Bir sokakta lüks bir restoran, hemen yanında mütevazı bir esnaf lokantası. İkisi de dolu, ikisi de mutlu.

Bir de şu var: Avrupa Yakası’nda kendinizi hiçbir zaman yalnız hissetmezsiniz. Kalabalık, hareket, enerji… Hepsi sizi kucaklıyor. Ben en kötü günlerimde bile sokağa çıkıp biraz yürüyünce kendimi daha iyi hissederim. Çünkü bu yaka insana “yalnız değilsin” diyor sürekli.

Ulaşım açısından da bir harika. Vapur, metro, tramvay, otobüs… İstediğiniz yere istediğiniz gibi gidebiliyorsunuz. Tamam, bazen trafik canınızı sıkıyor ama o da İstanbul’un bir parçası işte. Trafikte beklerken bile insan izleyebiliyorum, ben bunu bir fırsat olarak görüyorum.

Travesti Selda ve Küçük Tavsiyeleri

Madem buraya kadar geldiniz, size birkaç ipucu vereyim de boşa gitmesin:

  • Sabah erken kalkın ve bir semti insanlar uyanmadan gezin. O sessizlik başka güzel.
  • Vapura mutlaka binin. Boğaz’ı denizden görmek başka bir şey.
  • Ara sokaklara girin. Ana caddeler güzel ama asıl hazineler ara sokaklarda saklı.
  • Yerel esnafla sohbet edin. İstanbul esnafı kadar samimi insan az bulunur.
  • Acele etmeyin. Bu şehri koşarak değil, ağır ağır tadını çıkararak keşfedin.

Son Sözlerim

İşte canlarım, Travesti Selda olarak size kalbimden geçenleri anlattım. Avrupa Yakası benim için sadece yaşadığım bir yer değil, adeta bir arkadaş, bir sırdaş. Beni ben yapan, bana kendimi bulduran bir mekân.

Belki siz de bir gün bu sokaklarda yürürsünüz ve benim ne demek istediğimi anlarsınız. O zaman gelin, bir kahve içelim, bu yakanın hikâyelerini uzun uzun konuşalım. Ben hep buradayım, hep aynı enerjiyle, hep aynı gülümsemeyle.

Kendinize iyi bakın, mutlu kalın ve unutmayın: Hayat kısa, İstanbul ise koca bir masal. Öyleyse her sayfasını keyifle çevirin.

Öptüm sizi, bir sonraki yazıda görüşürüz!

Scroll to Top