İstanbul’u gerçekten İstanbul yapan, içindeki insanlardır. Rengârenk, cıvıl cıvıl, her biri kendi filminin başrolü olan insanlar… İşte bu filmlerden birinin en heyecanlı sahnesi, son zamanlarda Şişli’de çekiliyor. Başrolde ise adeta bir enerji topu, kahkaha makinesi ve zarafet abidesi olan Pelin var. Evet, yanlış duymadınız, Şişli’nin yepyeni bir yıldızı var ve bu yıldızın parlaklığı gözlerinizi kamaştırabilir. Bu yazıda, Şişli’de yeni travesti denince akla ilk gelen isim olmaya aday Pelin’in dünyasına dalıyoruz. Kemerlerinizi bağlayın, bol kahkahalı ve bir o kadar da samimi bir yolculuğa çıkıyoruz.
Her büyük şehrin bir kalbi vardır. İstanbul’un kalbi Beyoğlu ise, Şişli de kesinlikle kalbe giden ana damarlardan biridir. Modern binaların arasında sıkışıp kalmış tarihi apartmanları, lüks mağazaları ve salaş esnaf lokantalarıyla tam bir tezatlar cenneti. İşte Pelin de bu tezatlar cennetine düşmüş bir göktaşı gibi. Onu ilk nerede mi gördüm? Tabii ki Şişli’nin o bitmek bilmeyen insan selinin aktığı caddelerden birinde, bir kafenin önünde arkadaşlarıyla şen şakrak kahkahalar atarken. O kadar içten, o kadar enerjik bir kahkahası vardı ki, etrafındaki herkesin bir an durup o neşe pınarına baktığına yemin edebilirim. İşte o an anladım, bu kızda farklı bir şey var. Bu, sadece dış görünüşle ilgili bir şey değildi; bu, ruhundan taşan, etrafını aydınlatan bir ışıktı.
Pelin Kimdir? Bir Şehir Efsanesinin Doğuşu
“Şişli’de yeni travesti Pelin de kim?” dediğinizi duyar gibiyim. Sabredin, anlatıyorum. Pelin, Anadolu’nun şirin bir kasabasından kopup İstanbul’un keşmekeşine “Ben de varım!” demeye gelmiş cesur bir ruh. Hani bazı insanlar vardır, doğuştan sahne ışıkları üzerindeymiş gibi hissederler? İşte Pelin tam olarak o insanlardan. Kendini bildi bileli içinde bir star yattığını biliyormuş. Kasabanın dar kalıplarına sığamayınca, hayallerini ve en güzel elbiselerini bir valize doldurup soluğu Şişli’de almış. Neden mi Şişli? Kendi deyimiyle, “Çünkü burası hem kaosun hem de düzenin, hem lüksün hem de samimiyetin bir arada olduğu tek yer. Tam benlik, yani biraz çatlak, biraz şık!”
Pelin’in Şişli’deki ilk günleri, her yeni başlangıç gibi biraz sancılı geçmiş tabii. Düşünsenize, bir yanda metrobüs kalabalığı, bir yanda kiraların yüksekliği, öte yanda “Acaba doğru yerde miyim?” endişesi. Ama Pelin bu, pes eder mi hiç? İlk iş olarak kendine Şişli’nin ara sokaklarından birinde, cumbalı, eski ama ruhu olan bir ev bulmuş. O evi nasıl dekore ettiğini bir görseniz! Pembe tüller, altın varaklı aynalar, ikinci elciden kaptığı antika bir koltuk… Ev değil, adeta bir masal şatosu. Pelin’in dünyası da tam olarak böyle işte; gerçekle hayalin, modernle klasiğin iç içe geçtiği, bol simli ve kahkahalı bir dünya.
Onu tanıyanlar bilir; Pelin’in en büyük silahı mizah anlayışıdır. Başına gelen en talihsiz olayı bile öyle bir anlatır ki, kendinizi gülmekten yerlere yatarken bulursunuz. Mesela, topuklu ayakkabısıyla Mecidiyeköy’de metrobüse binme çabasını anlattığı bir anısı var ki, evlere şenlik. “Canım, o an kendimi Survivor’da hissettim. Bir yanda açlık (çünkü kahvaltı edememiştim), bir yanda zorlu parkur (yani kalabalık), tek hedef ise o kutsal koltuğa ulaşmaktı. O itiş kakış arasında topuğumun biri kırılınca, dedim ki ‘Pelin, bu senin stil sahibi duruş sınavın.’ Tek topukla Mecidiyeköy’den Zincirlikuyu’ya kadar bir balerin edasıyla yürüdüm. İnsanlar hayranlıkla baktı desem yalan olur, daha çok ‘Bu kız ne yapıyor?’ der gibiydiler ama olsun, ben kendimi podyumda hissettim!” İşte Pelin bu. En sıradan anı bile bir stand-up şovuna çevirebilen, hayatla dalga geçmeyi bilen biri. Bu yüzden Şişli’de yeni travesti arayışında olanlar için Pelin, sadece bir birey değil, aynı zamanda bir ilham kaynağı.
Şişli Sokaklarında Bir Pelin Rüzgârı
Şişli’de yeni travesti Pelin’in Şişli’ye gelişiyle birlikte, semtin sosyal dokusunda da tatlı bir hareketlilik başladı. Onun o cıvıl cıvıl enerjisi, selam verdiği esnaftan, kahve içtiği mekanlara kadar herkese bulaşıyor. Sabahları mahalle fırıncısına “Günaydın Haydar Abi, bugün ekmekler yine senin gibi çıtır çıtır!” diye takılmadan geçmez. Akşamları ise en sevdiği mekanlardan birinde, elinde kahvesiyle saatlerce sohbet ederken bulabilirsiniz onu.
Onun sayesinde, belki de daha önce birbirine sadece başıyla selam veren insanlar, şimdi Pelin’in masası etrafında toplanıp kahkahalara boğuluyor. Bir keresinde, oturduğu kafede yan masadaki yaşlı teyzeyle nasıl kanka olduğunu anlatmıştı. Teyze başta biraz mesafeli dursa da, Pelin’in o içtenliği ve esprileri karşısında dayanamamış. “Kızım,” demiş teyze, “sen ne kadar tatlı dilli bir şeysin öyle. Benim gelinden daha çok güldürdün beni.” O günden sonra ne zaman karşılaşsalar, teyze Pelin’e kendi yaptığı sarmalardan getirmeye başlamış. İşte Pelin’in sihri bu; en katı kalpleri bile yumuşatabilen, önyargıları bir gülümsemeyle tuzla buz edebilen bir gücü var.
Pelin’in Şişli’deki favori mekanları da kendi gibi renkli ve çeşitli. Bazen onu Nişantaşı’nın şık bir kafesinde son moda dergileri karıştırırken, bazen de Kurtuluş’un salaş bir meyhanesinde dostlarıyla demlenirken görebilirsiniz. Ona göre hayat, tek bir tona indirgenemeyecek kadar zengin. “Hayat bir açık büfe gibidir canım,” der hep, “Her şeyden tadacaksın. Sadece salatayla doyulur mu hiç? Arada o yağlısından, şerbetlisinden de yiyeceksin ki tadı çıksın!” Bu felsefesi, sadece yemeğe değil, hayata, insanlara ve ilişkilere bakış açısını da özetliyor aslında.
Pelin’in Gözünden İstanbul ve Travesti Olmak
Pelin ile uzun bir sohbetimizde, İstanbul’da bir travesti olarak yaşamanın nasıl bir duygu olduğunu sordum. Cevabı yine kendine has, hem düşündüren hem de gülümseten türdendi. “İstanbul’da travesti olmak, her gün farklı bir filmde oynamak gibi bir şey,” dedi. “Bir gün romantik komedidesin, her şey harika. Ertesi gün bir bakmışsın, dram filminin ortasındasın. Bazen de aksiyon sahneleri eksik olmuyor hani, laf atanlara karşı verdiğin o ‘tatlı-sert’ cevaplar falan…”
Ona göre en büyük zorluk, insanların kafasındaki kalıp yargılar. “Çoğu insan bizi sadece gece hayatından ibaret sanıyor. Oysa biz de sabah uyanıp işe gidiyoruz, faturalarımızı ödüyoruz, markette domatesin iyisini seçmeye çalışıyoruz. Yani, hayatın ta kendisiyiz. Tek farkımız, belki biraz daha renkli, biraz daha cesur olmamız.” Pelin, bu algıyı kırmak için adeta tek kişilik bir ordu gibi çalışıyor. Gündelik hayatın içinde var olarak, en “normal” anlarda bile kendini göstererek, “Biz de buradayız ve sizin bir parçanızız” mesajını veriyor.
Bu yüzden Şişli’de yeni travesti olarak Pelin’in varlığı çok anlamlı. O, sadece bireysel bir hikâye anlatmıyor; aynı zamanda tüm topluluğun görünürlüğü için de önemli bir rol oynuyor. Onun kahkahası, sadece bir neşe ifadesi değil, aynı zamanda bir direniş biçimi. Onun zarafeti, sadece estetik bir duruş değil, aynı zamanda bir varoluş manifestosu. Pelin, yürüyen, konuşan, gülen bir gökkuşağı gibi. Ve Şişli’nin gri binaları arasında bu gökkuşağını görmek, insana umut veriyor.
Moda, Güzellik ve Pelin’in “Asla Yapılmayacaklar” Listesi
Pelin’den bahsedip de modadan ve güzellikten konuşmamak olmaz. Kendisi tam bir stil ikonu. Ama öyle dergilerden fırlamış gibi değil, kendi tarzını yaratmış, özgün bir ikon. Onun için moda, kendini ifade etme sanatı. Bir gün 70’ler disko kraliçesi gibi parlak tulumlarla salınırken, ertesi gün bohem bir elbiseyle hippi ruhunu yansıtabilir. Gardırobu, adeta bir zaman tüneli.
Güzellik sırlarını sorduğumda ise kahkahayı patlatıyor. “Canım, en büyük güzellik sırrı uykudur derler ya, yalan! En büyük güzellik sırrı, iyi bir kapatıcı ve seni güldüren arkadaşlardır. Gerisi teferruat.” Pelin’in bir de meşhur “asla yapılmayacaklar” listesi var. Bu listeyi bizimle de paylaştı:
- Asla ve asla ten renginden çok açık fondöten sürme! “Hayalet gibi gezmenin alemi yok. Amacımız canlı görünmek, öbür taraftan gelmiş gibi değil.”
- Asla rahatsız ayakkabılarla uzun bir geceye çıkma! “Gecenin sonunda ‘Beni biri kucağında taşısın’ moduna girmek istemiyorsan, o 20 santimlik platformlardan uzak dur. Zarafet, rahatlıkla birleşince güzeldir.”
- Asla dedikodu yapan insanlarla bir dakikadan fazla vakit geçirme! “Unutma, senin hakkında dedikodu yapan, başkasının yanında da senin dedikodunu yapar. Enerjini emen insanlardan kaç, koşarak kaç!”
- Asla kendini başkalarıyla kıyaslama! “Herkesin çiçeği farklı mevsimde açar. Sen kendi bahçeni sula, kendi güneşini bul. Elalemin bahçesindeki güle bakıp kendi papatyanı soldurma.”
Bu liste bile Pelin’in hayata ne kadar esprili ama bir o kadar da bilgece baktığını gösteriyor. O, sadece dış görünüşe odaklanan biri değil; ruhu beslemenin, pozitif kalmanın ve kendine iyi bakmanın önemini her fırsatta vurgulayan bir yaşam koçu adeta.
Sonuç: Şişli’nin Parlayan Yıldızı Pelin’e Bir Selam
Yazının sonuna gelirken, Pelin’in Şişli’ye ve İstanbul’a kattığı o eşsiz rengi düşünmeden edemiyorum. O, sadece Şişli’de yeni travesti değil; o, aynı zamanda umudun, neşenin, cesaretin ve kendini sevmenin ete kemiğe bürünmüş hali. Pelin gibi insanlar sayesinde şehirler sadece beton yığınları olmaktan çıkıp, yaşayan, nefes alan, hikâyeler anlatan organizmalara dönüşüyor.
Eğer bir gün yolunuz Şişli’ye düşerse ve uzaklardan gelen şen bir kahkaha duyarsanız, bilin ki o Pelin’dir. Yanına gidin, bir selam verin, enerjisinden bir parça kapmaya çalışın. Emin olun, gününüz güzelleşecek. Çünkü Pelin bize hayatın, tüm zorluklarına rağmen ne kadar eğlenceli ve yaşanmaya değer olabileceğini hatırlatıyor.
Pelin’e ve onun gibi hayatımıza renk katan, cesaretleriyle bize ilham veren, kahkahalarıyla dünyayı daha güzel bir yer haline getiren tüm güzel ruhlara kocaman bir selam olsun! Şişli seninle daha güzel Pelin, iyi ki varsın! Unutmayın, hayat biraz sim, biraz kahkaha ve bolca kendin olmaktan ibarettir. Gerisi mi? Pelin’in dediği gibi, teferruat

