Selamlar canlarım, ciğerlerim! İstanbul’un gri, koşturmacalı ama bir o kadar da renkli sokaklarından hepinize kocaman bir merhaba. Blogumuzun bu bölümünde rotamızı şehrin kalbinin attığı, metrobüsün insanı hayattan bezdirdiği ama enerjisinin asla bitmediği yer olan Mecidiyeköy’e çeviriyoruz. Neden mi? Çünkü bugün Mecidiyeköy denince akla gelen, kahkahasıyla kaldırımları titreten, güzelliğiyle göz alan bir isimle, Yaren’le birlikteyiz. Kendisiyle hem dertleşeceğiz, hem güleceğiz, hem de bir Mecidiyeköy travesti olarak hayatın ona neler getirip neler götürdüğünü konuşacağız. Çayınızı, kahvenizi alın, arkanıza yaslanın, çünkü bol dedikodulu ve kahkahalı bir yolculuğa çıkıyoruz!
Perde Arkasındaki Yaren: Kim Bu Mecidiyeköy Güzeli?
Herkes Yaren’i o şuh kahkahaları, iddialı kıyafetleri ve kendine has tavrıyla tanır. Ama ben her zaman hikayenin perde arkasını merak etmişimdir. Bu yüzden lafı hiç dolandırmadan sordum: “Yaren’cim, anlat bakalım, kimdir bu afetin perde arkasındaki insan?”
Yaren o meşhur kahkahasını patlattıktan sonra derin bir nefes aldı. “Ayol ne afeti, bildiğin Adanalı bir garip işte,” diye başladı söze. “Mecidiyeköy’ün bu beton yığınları arasında kendime bir dünya kurmaya çalışan biriyim. Küçükken de böyleydim biliyor musun? Hep süslü, hep püslü. Annemin topuklu ayakkabılarını giyip evin içinde defile yapardım. Rahmetli babam ‘Bu oğlan askerde ne yapacak?’ diye kara kara düşünürdü. Ne bilsin oğlunun askerlikten yırtıp İstanbul’un en fiyakalı hatunlarından biri olacağını,” dedi ve göz kırptı.
Yaren’in Adana’dan İstanbul’a uzanan hikayesi aslında pek çok trans kadının hikayesiyle benzerlikler taşıyor. Aile baskısı, toplumsal önyargılar ve var olma mücadelesi… Ama Yaren’i farklı kılan, tüm bu zorluklara rağmen mizah anlayışını ve yaşama sevincini bir an bile kaybetmemesi. “Canım, hayat zaten yeterince zor. Bir de ben surat asıp kendimi yorarsam ne anlamı kalır? Mecidiyeköy travesti olmak demek, her şeye rağmen ayakta kalmak, her şeye rağmen gülebilmek demektir benim için. Düşünsene, sabahın köründe metrobüse biniyorsun, birileri sana ‘abla mı desem abi mi bilemedim’ bakışları atıyor. O an ya oturup ağlayacaksın ya da ‘canım, sen bana ‘kraliçem’ de, en garantisi o’ deyip geçeceksin. Ben ikinciyi seçiyorum, her zaman.”
Mecidiyeköy Sokaklarında Bir Gün: Topuklu Ayakkabılar ve Metrobüs Mücadelesi
İstanbul’da yaşayan herkes bilir, Mecidiyeköy demek kaos demektir. Trafik, kalabalık, bitmek bilmeyen bir insan seli… Peki, bu kaosun içinde bir Mecidiyeköy travesti olarak bir gün nasıl geçiyor? Yaren’e bu soruyu sorduğumda yüzünde hem yorgun hem de muzip bir ifade belirdi.
“Kuzum, benim bir günüm başlı başına bir macera filmi gibi,” diye anlatmaya başladı. “Sabah uyanıyorsun, önce bir kahve. O kahve olmadan ayılamam, cinayet sebebi. Sonra başlıyor hazırlık faslı. Saç, makyaj, kıyafet… Bu kısım en az iki saat. Çünkü neden? Çünkü biz sıradan olamayız. Mecidiyeköy gibi bir yerde parlaman lazım ki fark edilesin. Hazırlık bitince en zorlu kısım geliyor: evden çıkıp metrobüse ulaşmak. O topuklularla o yokuşları inmek, Cevahir’in önündeki o kalabalığı yarmak… İnan bana, Survivor’daki parkurlardan daha zorlu.”
Yaren’in anlattıkları o kadar canlı ki, bir an kendimi onunla birlikte o kalabalığın içinde hissettim. İnsanların bakışları, fısıldaşmaları, bazen laf atmaları… “İlk başlarda çok takıyordum,” diye itiraf etti. “Her bakışta, her fısıltıda kalbim kırılıyordu. Eve gidip saatlerce ağladığımı bilirim. Ama sonra dedim ki, ‘Yaren, bu hayat senin. Onların ne düşündüğü zerre umurunda olmamalı.’ O günden sonra o bakışları görmezden gelmeyi, laf atanlara en sunturlu cevabı yapıştırmayı öğrendim. Mesela geçen gün biri ‘Hey yavrum!’ diye laf attı. Döndüm, ‘Ne var babacığım?’ dedim. Adamın yüzünü görmeliydin, kıpkırmızı oldu, kaçacak delik aradı. İşte böyle, onlara istediklerini vermeyeceksin.”
Bu anlattıkları aslında büyük bir gücün ve özgüvenin göstergesi. Mecidiyeköy gibi her an hareketli ve her türden insanın bir arada olduğu bir yerde, bir travesti olarak var olabilmek, sadece fiziksel bir mücadele değil, aynı zamanda psikolojik bir savaş. Yaren bu savaştan her gün galip ayrılıyor.
Aşk, Dostluk ve Yalnızlık Üzerine
Elbette sohbetimiz sadece günlük koşturmacalarla sınırlı kalmadı. Biraz da kalbî meselelere, aşka, dostluklara ve geceleri başını yastığa koyduğunda hissettiği o derin yalnızlığa değindik.
“Aşk mı?” dedi Yaren, sigarasından derin bir nefes çekerken. “Aşk bizim için biraz lüks be canım. Öyle filmlerdeki gibi beyaz atlı prensler falan gelmiyor. Gelenler de ya gecenin karanlığında gizli gizli geliyor ya da seni sadece bir fantezi objesi olarak görüyor. Kalbini açabileceğin, elini tutup Mecidiyeköy meydanında ‘Bu benim sevgilim!’ diye bağırabileceğin birini bulmak çölde vaha bulmak gibi bir şey. Ama umudumu kaybettim mi? Asla! Bir gün o ‘adam gibi adam’ çıkıp gelecek, biliyorum. O gelene kadar da biz bize yeteriz.”
“Biz” dediği, kendisi gibi olan, birbirine destek olan can dostları. “Bizim camianın dostluğu başkadır,” diye devam etti. “Birbirimizin hem annesi oluruz, hem babası, hem kardeşi. Birimiz düştüğünde diğeri kaldırır. Çünkü bizi bizden başka kimsenin anlamayacağını biliriz. O yüzden benim en büyük aşkım dostlarım. Onlar olmasa bu koca şehirde bir başıma ne yapardım, bilmiyorum.”
Yalnızlık konusuna gelince ise yüzü biraz gölgelendi. “Herkes gibi ben de yalnız hissediyorum bazen. Özellikle geceleri… Bütün o şatafat, makyaj, kahkahalar silinip gidince yatağında tek başına kalan bir Yaren var. O anlarda sorguluyorsun işte, ‘Doğru mu yapıyorum, mutlu muyum?’ diye. Ama sonra sabah oluyor, güneşi görüyorsun, makyajını yapıp yine en güçlü halinle sokağa çıkıyorsun. Çünkü hayat devam ediyor ve bu oyunu kuralına göre oynamak zorundasın.”
Yaren’in bu samimi itirafları, aslında pek çok insanın, cinsel kimliğinden bağımsız olarak hissettiği evrensel duyguları yansıtıyordu. Hepimiz zaman zaman yalnız hissederiz, hepimiz sevilmek ve anlaşılmak isteriz. Yaren’in hikayesi, bu duyguların ne kadar ortak olduğunu bir kez daha hatırlattı bana.
“Mecidiyeköy Travesti” Olmanın Altın Kuralları
Sohbetin en eğlenceli kısımlarından biri de Yaren’in kendi deyimiyle “Mecidiyeköy Travesti Olmanın Altın Kuralları”nı sıraladığı andı. Ben de sizler için not aldım, buyursunlar:
- Metrobüsle Barışık Olacaksın: O kalabalığa söylenmek yerine, onu bir podyum gibi kullanmayı öğreneceksin. Herkes sana bakarken en güzel yürüyüşünü sergileyeceksin. Unutma, her yer senin sahnen!
- Laf Atanlara Yaratıcı Cevaplar Bulacaksın: “Erkek misin kadın mı?” diye sorana “Sence hangisi olmamı istersin canım?” diyeceksin. Hazırcevaplık bizim en büyük silahımızdır.
- Topuklu Ayakkabıyla Koşmayı Öğreneceksin: Bazen metrobüsü yakalamak için, bazen de yersiz tiplerden kaçmak için… Topukluyla depar atabilme yeteneği hayati önem taşır.
- Pazarlık Sünnettir Diyeceksin: Özellikle geceleri taksiye binerken o taksimetreyi açtırmak için küçük bir tiyatro oynamaktan çekinmeyeceksin. Her kuruşun hesabını bileceksin.
- Asla Umudunu Kaybetmeyeceksin: Ne kadar zorluk yaşarsan yaşa, ne kadar kalbin kırılırsa kırılsın, ertesi sabaha daha güçlü uyanacaksın. Çünkü sen bir kraliçesin ve kraliçeler asla pes etmez!
Bu kurallar hem komik hem de aslında derin bir yaşam felsefesi içeriyor. Hayatın getirdiği zorluklarla dalga geçebilmek, onlarla başa çıkmanın en etkili yollarından biri. Yaren de bunu hayatının merkezine koymuş.
Geleceğe Dair Hayaller ve Mesajlar
Sohbetimizin sonuna yaklaşırken Yaren’e geleceğe dair hayallerini ve bu yazıyı okuyanlara ne söylemek istediğini sordum.
“Hayalim ne mi?” dedi, gözleri parlayarak. “Küçük, sakin bir Ege kasabasına yerleşmek. Belki küçük bir kafe açarım. Gelen gidenle sohbet ederim. Bu İstanbul’un keşmekeşinden, gürültüsünden uzaklaşmak… Ama daha zamanı var. Şimdilik buradayım, Mecidiyeköy’ün delisi olmaya devam edeceğim.”
Peki ya okuyuculara mesajı neydi? “Şunu söylemek isterim,” dedi kararlı bir sesle. “Bizi gördüğünüzde korkmayın, çekinmeyin. Biz de sizler gibi insanız. Kalbimiz var, duygularımız var. Sadece biraz daha renkli, biraz daha cesuruz belki de. Önyargılarınızı bir kenara bırakıp sadece bir ‘merhaba’ deyin. O zaman ne kadar tatlı, ne kadar muhabbet insanlar olduğumuzu göreceksiniz. Ve benim gibi olan, yolun başında olan gençlere de bir çift lafım var: Asla kendiniz olmaktan vazgeçmeyin. Bu yol dikenli, evet. Ama yolun sonu rengarenk çiçeklerle dolu bir bahçe. Yeter ki yürümekten korkmayın.”
Yaren’le yaptığımız bu keyifli sohbetin sonuna geldiğimizde, aklımda sadece bir Mecidiyeköy travesti portresi değil, aynı zamanda hayata sıkı sıkıya tutunan, neşesiyle etrafına ışık saçan, güçlü ve ilham verici bir kadının hikayesi kalmıştı.
Mecidiyeköy’ün gri binaları arasında Yaren gibi renkli ruhlar olduğu sürece, bu şehrin enerjisi hiç bitmeyecek. Onunla tanıştığım için, hikayesini benimle ve sizlerle paylaştığı için çok mutluyum. Bir dahaki sefere Mecidiyeköy’den geçerken etrafınıza daha dikkatli bakın, belki de Yaren’in o meşhur kahkahasını siz de duyarsınız.
Yeni yazılarda, yeni hikayelerde görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın, renkli kalın!