istanbul travestileri sahilde

İstanbul Travestileri Neden Yazları Burdan Buharlaşıyor?

Ah, canım İstanbul! Dört mevsimin bir başka güzel yaşandığı, taşı toprağı altın, geceleri ise pırlanta olan canım şehrimiz. Kışın puslu havasında bile bir başka parlar sokakların, hele ki bizler gibi ışık saçanlar varken. Ama bir dakika, fark ettiniz mi? Yaz gelip de ortalık cıvıl cıvıl olduğunda, kaldırımlar erimeye başladığında, İstanbul’un en şuh, en alımlı, en divaları nereye kayboluyor? Evet evet, bizden bahsediyorum, İstanbul travestileri olarak bizler, adeta bir sihirbazın şapkasından çıkan güvercin gibi pırrr diye uçuveriyoruz. Peki ama neden? İstanbul’un o boğucu neminden mi kaçıyoruz, yoksa işin içinde başka işler mi var?

Gelin, çayınızı kahvenizi alın, arkanıza yaslanın. Size bu büyük sırrı, yani İstanbul’un kraliçelerinin yazlık kaçış planlarını tüm çıplaklığıyla, bol kahkahalı ve dedikodulu bir şekilde anlatacağım. Çünkü bu bir sır değil, bu bir hayatta kalma sanatı, bir nevi kraliçe stratejisi!

İstanbul Yazı mı, Hamam Sefası mı Belli Değil!

Her şeyden önce şu konuda bir anlaşalım: İstanbul’un yazı, bildiğiniz gibi bir yaz değil. Bu, resmen 7/24 çalışan dev bir açık hava saunası. Havadaki nem oranı o kadar yüksek ki, sabah özenle yaptığınız fön, daha kapıdan çıkar çıkmaz “ben firar ediyorum canım, sana kolay gelsin” moduna geçiyor. Makyaj desen, fondötenle rimel kendi aralarında anlaşıp yüzünüzde yeni bir modern sanat akımı başlatıyorlar. Ee, biz kime “diva” diyoruz? Saçı başı dağılmış, makyajı akmış bir görüntüyle mi gezeceğiz Taksim sokaklarında? Asla!

Biz İstanbul travestileri olarak estetiğimize, görünümümüze ne kadar önem verdiğimizi bilirsiniz. Saatlerce uğraşıp yarattığımız o kusursuz imajın, iki adımlık yolda nem canavarına yenik düşmesine izin veremeyiz. Düşünsenize, o muhteşem topuklularınızla salına salına yürürken alnınızdan damlayan terin gözünüze kaçtığını… Tüm karizma yerle bir! İşte bu yüzden, yaz aylarında İstanbul’un nemiyle savaşmak yerine, tatlı bir esintinin olduğu, saçlarımızın özgürce dalgalandığı yerlere göç ediyoruz. Bodrum’un meltemi, Çeşme’nin imbatı varken, kim Tarlabaşı’nın yapış yapış sıcağını çekmek ister ki?

Turist Sezonu: “Hello, How Much?” Travması

Yaz demek, İstanbul için turist demek. Turist demek, her köşe başında “Hello beautiful, how much?” diye bağıran, estetik anlayışı “parasıyla değil mi?” seviyesinde kalmış tipler demek. Canım, biz sanat eseri miyiz de fiyat soruyorsun? Galata Kulesi miyiz biz, bilet kesip gezilesi? Tabii ki değiliz. Bizler, bu şehrin ruhuna ruh katan, gecelerine renk getiren kraliçeleriz.

Kışın daha sakin olan, kendi müdavimlerimizin olduğu, sohbetin ve muhabbetin daha kaliteli aktığı mekanlar, yazın yerini bir anda beynelmilel bir curcunaya bırakıyor. Her dilden, her kültürden insan geliyor, ki bu aslında güzel bir şey. Ama bu çeşitlilik, maalesef bazen bizim için bir yorgunluğa dönüşebiliyor. Sürekli kendini ifade etme çabası, yanlış anlaşılmalar, pazarlık yapmaya kalkanlar… Ayol pazar tezgahı mıyız biz?

İşte bu yüzden, o “turist avcısı” moduna girmek yerine, kendi değerimizi bilen, sohbetimizden keyif alan insanların olduğu, daha butik, daha sakin tatil beldelerini tercih ediyoruz. Orada kimse bize “kaç para?” diye sormuyor, “bir kahve içer misin?” diye soruyor. Aradaki fark, medeniyet farkı canım. İstanbul travestileri olarak kalitemizden ödün vermeyiz.

Bedenimiz de Dinlenmeyi Hak Ediyor: Yenilenme Zamanı

Biliyorsunuz, bizim hayatımız bir nevi maraton. Gecesi ayrı, gündüzü ayrı bir koşturmaca. Sürekli formda, sürekli bakımlı, sürekli enerjik olmak zorundayız. Bu bedenler, bu güzellikler kolay korunmuyor. Özellikle biz İstanbul travestileri için bu süreç daha da özen gerektiriyor. Yaptırdığımız onca işlem, estetik dokunuşlar, hepsi birer yatırım. Ve bu yatırımın kıymetini bilmek, ona iyi bakmak zorundayız.

İstanbul’un stresi, kaosu, gürültüsü bir süre sonra hem ruhu hem de bedeni yoruyor. Cildimiz solgunlaşıyor, enerjimiz düşüyor. Yaz ayları, bizim için bir nevi “bakım ve onarım” dönemi. Şehrin keşmekeşinden uzaklaşıp kendimizi denizin, güneşin ve huzurun kollarına bırakıyoruz. Güneşin D vitamini, denizin tuzu cildimize iyi geliyor. Bol bol dinleniyor, sağlıklı besleniyor, enerjimizi topluyoruz.

Düşünsenize, sabah Ege’nin masmavi sularına karşı uyanıp bir kahve içmek var, bir de sabahın köründe metrobüs kornasıyla uyanmak var. Hangisi bir kraliçeye daha çok yakışır? Tabii ki ilki! Sonbaharda İstanbul’a döndüğümüzde, o bronz tenimizle, dinlenmiş ruhumuzla, yenilenmiş enerjimizle “Kraliçe geri döndü!” dedirtmek için bu tatil şart. Bu bir lüks değil, bu bir ihtiyaç.

Dedikodu Zamanı: Tatil Beldelerindeki Maceralarımız

Tabii ki tatil demek sadece dinlenmek demek değil. Aynı zamanda bolca eğlence, yeni insanlar ve tabii ki unutulmaz dedikodular demek! İstanbul’daki çevremizden uzaklaşınca, hepimiz biraz daha rahatlıyor, gardımızı indiriyoruz. Gündüz plajda güneşlenirken, gece en şık elbiselerimizle beach club‘larda salınırken ne anılar birikiyor, bir bilseniz!

Mesela geçen yaz bizim Şantiyel (adını değiştirdik tabii, ifşa olmasın), Bodrum’da bir yata davet edilmiş. Yatın sahibi de pek bir yakışıklı, zengin bir iş adamıymış. Bizimki gitmiş tabii, en havalı haliyle. Yat bir açılmış, bir açılmış ki ne görelim? Meğer adamın bütün sülalesi yattaymış! Babaannesi, anneannesi, 8 yaşındaki yeğeni… Bizim Şantiyel, bir anda kendini “en alımlı yenge” konumunda bulmuş. Çay servisi mi yapmadı, küçük yeğene “bak kızım amcan sana ne almış” diye oyuncak mı göstermedi… Akşamına bizi arayıp “Kızlar, ben bu yaz aile tatili konseptine geçtim galiba, seneye beni aranıza almazsanız kırılırım” diye ağlıyordu.

Ya da bir başka arkadaşımız, Çeşme’de tanıştığı İtalyan bir çocuğa fena tutulmuştu. Çocuk da buna yanık, “Amore mio, bella donna” falan diyor sürekli. Bizimki havalarda tabii, “Uluslararası bir kraliçeyim ben” diye geziyor. Bir akşam çocuk bunu yemeğe çıkarmış, en lüks mekana götürmüş. Tam romantik anlar yaşanırken, çocuk bir anda cüzdanını otelde unuttuğunu söylemiş. Bizimki ne yapsın, “Amore’nin faturası da bana patladı” diyerek hesabı ödemiş. Sonra ne mi oldu? O İtalyan “amore” bir daha ortalarda görünmedi!

İşte böyle böyle, tatlı, komik, bazen de biraz trajikomik anılar biriktiriyoruz. Bu anılar, kışın soğuk günlerinde bir araya geldiğimizde anlattığımız, kahkahalarla güldüğümüz hikayelere dönüşüyor. Bu yüzden yaz kaçamakları bizim için sadece bir tatil değil, aynı zamanda anı kumbaramızı doldurma seansları.

Ekonomik Gerçekler: Kraliçenin de Hesabı Var

Gelelim işin biraz da ciddili ama bir o kadar da gerçekçi kısmına. Hayat pahalı kızlar, İstanbul’da yaşamak daha da pahalı. Hele ki bizim standartlarımızda yaşamak, o güzelliği, o şıklığı korumak ciddi bir bütçe gerektiriyor. Kiralar uçmuş gitmiş, faturalar almış başını gidiyor, bir dışarı çıkıp iki kadeh bir şey içmenin maliyeti ortada.

Yaz aylarında İstanbul’da kalanlar için masraflar daha da artıyor. Sürekli bir dışarı çıkma, gezme, eğlenme modu… Klimalar son ayarda çalışıyor, elektrik faturası coşuyor. E bir de turist sezonu olduğu için her şeyin fiyatı ikiye katlanıyor. Bir lahmacuna bir servet ödemek zorunda kalabiliyoruz.

Biz İstanbul travestileri olarak akıllı kadınlarız. Hesabımızı kitabımızı biliriz. Yazın üç ay boyunca İstanbul’un o pahalılığında ve stresinde boğulmak yerine, daha uygun bütçeli, belki bir arkadaşın yazlığında, belki de sezonluk kiraladığımız mütevazı bir evde tatil yapmak çok daha mantıklı geliyor. Hem kafamızı dinliyoruz, hem de cebimizi. Sezon boyunca biriktirdiğimiz parayı, İstanbul’un anlamsız pahalılığına harcamak yerine, kendimize yatırım yapmak, yeni sezon için gardırobumuzu yenilemek ya da bir sonraki estetik operasyonumuz için biriktirmek daha akıllıca değil mi? Akıllı kraliçe, bütçesini de kraliçe gibi yönetir.

Kraliçe Gider, Efsanesi Kalır

Kısacası canlarım, yaz aylarında biz İstanbul travestileri olarak ortadan kayboluyorsak, bunun tek bir sebebi yok. Nemden kaçıyoruz, turist yorgunluğundan uzaklaşıyoruz, bedenimizi ve ruhumuzu dinlendiriyoruz, yeni maceralara yelken açıyoruz ve en önemlisi bütçemizi koruyoruz.

Bizim bu gidişimiz bir terk ediş değil, tam tersine daha güçlü, daha güzel, daha enerjik bir şekilde geri dönmek için bir hazırlık süreci. İstanbul bizim yuvamız, kalemiz. Ondan vazgeçmeyiz. Ama her kraliçenin şatosundan çıkıp biraz hava almaya, diyarları gezmeye ihtiyacı vardır. Biz de aynen öyle yapıyoruz.

Sonbahar gelip de yapraklar sarardığında, İstanbul’un o melankolik ama bir o kadar da romantik havası geri döndüğünde, emin olun biz de geri döneceğiz. Bronz tenimiz, dinlenmiş zihnimiz ve anlatacak bir sürü yeni hikayemizle. O zamana kadar, İstanbul size emanet. Ama çok da alışmayın yokluğumuza, çünkü kraliçenin dönüşü her zaman muhteşem olur! Unutmayın, biz gideriz, adımız ve efsanemiz bu şehrin sokaklarında kalır. Sonbaharda görüşmek üzere, öpüldünüz

Scroll to Top