beylikdüzü travesti ayça

Beylikdüzü Travesti Güzeli Ayça ile İstanbul’da Kış: Çamura Bulaşmadan Atlatma Rehberi

Oturun şöyle, kahvenizi alın. Size Beylikdüzü travesti Ayça farkıyla bu şehrin kışını nasıl hem şık, hem komik, hem de sapasağlam bir psikolojiyle atlatırsınız, tek tek anlatacağım. Çünkü kış, depresyon mevsimi değil, strateji mevsimidir. Soğuk, yağmur, çamur ve gri gökyüzü… İstanbul’da kış denince aklınıza bunlar geliyorsa, yalnız değilsiniz canlarım. Ama bir de madalyonun öbür yüzü var. O yüzü size kim anlatabilir? Tabii ki bu kış aylarının ve Beylikdüzü yokuşlarının tozunu attıran, o yokuşları podyuma çeviren ben, Ayça!

Metrobüs Savaşları ve Kış Modası: Beylikdüzü’den Hayata Bağlanmak

Her sabah o alarm çaldığında, dışarıda lapa lapa kar değil de sanki çamur yağıyormuş gibi hissettiğiniz o an… İşte o an, İstanbul kışının ilk imtihanıdır. Özellikle biz Beylikdüzü sakinleri için bu imtihanın adı metrobüstür. Yazın ter kokusuyla verdiğimiz mücadele, kışın yerini ıslak şemsiye ve palto darbelerine bırakır.

Sabahın köründe, daha gözümü açamamışken başlıyor benim maratonum. Dolabı bir açıyorum, sanki gardırop değil, Narnia’ya açılan kapı. Ama içeride Aslan yok, sadece “Bugün ne giyeceğim?” krizi var. Kışın en büyük derdi kat kat giyinmektir. İçine termal body, üstüne kazak, onun üstüne hırka, en üste de o meşhur, geçen sene indirimden kaptığım ama her giydiğimde kendimi Michelin lastik adam gibi hissettiğim şişme mont… Ee, hani şıklık? Hani zarafet?

İşte burada Beylikdüzü travesti Ayça dehası devreye giriyor. Benim formülüm basit: Kilit parça yatırımı. Öyle her gün başka bir kombinle uğraşamam. Kaliteli, şık ve en önemlisi sıcak tutan bir kaşmir palto edineceksin. Rengi ne mi olmalı? Deve tüyü, bej ya da antrasit gibi her şeyle giden, asil bir renk. O paltoyu bir giydin mi, içine çuval bile giysen kimsenin ruhu duymaz. Altına da su geçirmeyen, topuğu çok yüksek olmayan ama yine de o “Ben buradayım” duruşunu veren şık bir deri bot. İşte bu ikisi, sizin kış üniformanız. Gerisi teferruat.

Metrobüse binerken o botlar ve paltoyla nasıl hayatta kalırım diye düşünmeyin. Bu bir savaş ve siz bir savaşçısınız. Kapılar açıldığı an içeri dalarken, paltonuz pelerininiz, çantanız kalkanınız olacak. İçerideki o nemli, buğulu havada ayakta kalmayı başardığınızda, bilin ki günün en zor kısmını atlattınız. Saçınız mı bozuldu? Makyajınız mı aktı? Olsun. O metrobüsten sağ çıkmak, başlı başına bir zaferdir. İndiğiniz durağın tuvaletinde 5 dakikalık bir “restore etme” operasyonuyla her şey düzelir. Unutmayın, pratik olmak zorundayız.

İstanbul’un Kışı ve Bir Beylikdüzü Sakininin Ruh Hali

İstanbul kışı sadece fiziksel bir zorluk değil, aynı zamanda ciddi bir mental sınavdır. Güneşin yüzünü haftalarca göstermediği, her yerin gri ve kasvetli olduğu zamanlarda insanın içini bir sıkıntı kaplar. Hele ki Beylikdüzü gibi, merkeze “biraz” uzak bir yerde yaşıyorsanız, o his daha da katmerlenir. Sanki tüm dünya Taksim’de, Karaköy’de eğlenirken siz Mordor’da mahsur kalmış gibi hissedebilirsiniz.

Ben bu duruma “Beylikdüzü melankolisi” diyorum. Çözümü var mı? Olmaz olur mu! Benim ilk kuralım: Evden çık. Hava ne kadar kötü olursa olsun, kendini eve kapatma. Evde oturup pijamalarınla bütünleşmek, ruh sağlığına yapabileceğin en büyük kötülük. Atla metrobüse, git bir AVM’ye. İlla bir şey almak zorunda değilsin. Vitrinlere bak, kahve iç, insan içine karış. O ışıklı, sıcak ortam bile modunu değiştirmeye yeter.

İkinci kuralım: Sosyalleş. Kış, evde tek başına dizi izleme mevsimi gibi pazarlansa da, aslında en çok ahbaplığa, dost sohbetine ihtiyaç duyduğumuz zamandır. Arkadaşlarını ara, “Hadi bir salep içelim,” de. Bizim Beylikdüzü’nde de çok tatlı mekanlar var. Sahildeki kafeler, içerideki o sıcak pastaneler… İki lafın belini kırmak, dünyanın en iyi terapisidir. Hele bir de benim gibi komik bir arkadaşınız varsa, o kış nasıl geçer anlamazsınız bile. Gülmek, en iyi antidepresandır.

Ve en önemlisi: Kendine yatırım yap. Kış, yazı özlemek için değil, yaza hazırlanmak için bir fırsattır. O çok istediğin dil kursuna başla, spora yazıl, yeni bir hobi edin. Ben mesela bu kış seramik kursuna gitmeyi düşünüyorum. Düşünsenize, kendi ellerimle yaptığım kupadan kahvemi içiyorum… Fena mı olur? Zihnini meşgul tuttuğun sürece, havanın gri olmasının bir önemi kalmaz. Sen kendi gökkuşağını kendin yaratırsın. İşte Beylikdüzü travesti Ayça felsefesi budur: Koşullar ne olursa olsun, parlamanın bir yolunu bulmak.

Kış Güzelliği: Fondötenin Çamura, Rujun Rüzgara Karşı Verdiği Sınav

Ah o makyaj… Yazın akmasın diye uğraşırız, kışın donmasın, çatlamasın, rüzgarda uçmasın diye… İstanbul’un ayazı bir yandan, yağmuru bir yandan, bir de metrobüsün buharı… Cildimiz ve makyajımız için tam bir hayatta kalma parkuru.

Benim kış güzellik sırrım nem, nem ve daha çok nem. Cildiniz ne kadar nemli olursa, makyajınız o kadar iyi durur ve o kadar uzun süre dayanır. Sabahları yüzümü yıkadıktan sonra daha cildim nemliyken hyalüronik asit serumumu sürüyorum. Üzerine de yoğun, besleyici bir nemlendirici. Bu ikili, cildimle soğuk hava arasında bir kalkan görevi görüyor.

Fondöten seçimi de kritik. Kışın o mat, pudralı bitişli fondötenlerden uzak durun. Onlar cildinizi daha da kurutur ve pul pul bir görüntüye sebep olur. Daha ıslak, parlak bitişli, “dewy” dediğimiz ürünleri tercih edin. Hem cildinize sağlıklı bir ışıltı verir hem de soğuğun kurutucu etkisine karşı bir bariyer oluşturur. Bir de olmazsa olmazım: Sabitleyici sprey. Makyajı bitirdikten sonra yüzünüze fıs fıs sıktığınızda, o makyaj akşama kadar sizinledir. Yağmur da yağsa, kar da yağsa, metrobüste terleseniz de o allık, o far yerinden oynamaz.

Gelelim ruj meselesine… Kışın dudaklar çatlar, kurur. Mat likit rujlar bu dönemde en büyük düşmanımız. Sürersin, iki saat sonra dudağında çatlaklar belirir, çöl gibi bir görüntü oluşur. O yüzden ben kışın daha çok nemlendirici etkili, kremsi rujları veya renkli dudak balmlarını tercih ediyorum. Hem dudaklarımı besliyorlar hem de doğal, sağlıklı bir renk veriyorlar. Bordo, mürdüm gibi koyu renkler kışa çok yakışıyor ama unutmayın, o ruju sürecekseniz dudaklarınız pürüzsüz olmalı. Haftada bir dudak peelingi yapmak şart!

Unutmayın kızlar, güzellik bir bütündür. Hava soğuk diye kendinizi salmayın. O ojeleri sürün, o saçlara bir fön çektirin, o en sevdiğiniz parfümü sıkın. Kendinizi iyi hissettiğinizde, o enerji dışarıya da yansır. Gri İstanbul sokaklarında yürüyen renkli bir çiçek gibi olursunuz. Ve inanın bana, herkesin o renge ihtiyacı var.

Beylikdüzü’de Kış Akşamları: Ev Partisinden Komşu Dedikodusuna

İstanbul’un merkezinde hayat gece başlar derler. Beylikdüzü’nde ise hayat, iş çıkışı metrobüsten indikten sonra başlar. O yorgunlukla Taksim’e, Kadıköy’e gitmek çoğu zaman gözümüzde büyür. E ne yapacağız? Eve mi kapanacağız? Asla! Kış, ev partilerinin ve samimi komşu buluşmalarının altın çağıdır.

Benim en sevdiğim şeylerden biri, kış akşamları arkadaşlarımı eve toplamaktır. Herkes elinde bir şeylerle gelir. Biri salata yapar, biri tatlı getirir, biri de o meşhur kısırından yapar. Evin içinde mis gibi yemek kokuları, fonda sakin bir müzik, masada kahkahalar… İşte mutluluk budur. Dışarıda fırtına mı kopuyor? Kimin umurunda! Biz içeride kendi güneşimizi yaratmışız.

Bir de komşuluk ilişkileri var tabii. Bizim apartman biraz şeydir… hareketlidir. Herkes birbirini tanır, herkes herkesten haberdardır. Kış akşamları canım sıkıldığında kapı komşum Selma teyzeye bir kahve içmeye geçerim. O bana yeni dizileri anlatır, ben ona yeni çıkan dedikoduları… O karşılıklı atışmalar, o “Ay duydun mu falancanın kızı ne yapmış?” seansları, inanın en pahalı terapiden daha etkilidir.

Beylikdüzü travesti Ayça olarak sosyal hayatım sadece merkezle sınırlı değil. Kendi mahallemde, kendi çevremde de bir hayat kurdum. Çünkü mutluluk, nerede olduğunla değil, kiminle olduğunla ilgilidir. En yakın arkadaşların yanındaysa, en lezzetli yemekler masandaysa ve en sıcak kahkahalar evini dolduruyorsa, dünyanın en güzel yerindesin demektir. Beylikdüzü’nün o sakin, kendi halindeki atmosferi, kışın insana daha bir huzurlu gelir. Fırtınanın ortasındaki sakin bir liman gibi.

Kısacası canlarım, İstanbul’da kış, ona nasıl baktığınıza bağlı olarak ya bir eziyet ya da bir keyif olabilir. Evet, soğuk. Evet, çamurlu. Evet, bazen çok yorucu. Ama aynı zamanda sıcacık bir salebin, en yakın dostunla ettiğin sohbetin, yeni aldığın paltonun, evdeki o huzurlu sessizliğin de mevsimi.

Gri havaya inat renkli giyinin. Soğuğa inat sıcacık gülümseyin. Ve en önemlisi, kendinize iyi bakın. Çünkü bu şehirde ayakta kalmanın ilk kuralı, kendini sevmektir. Ben, Beylikdüzü’nün ayazında bile içindeki ateşi söndürmeyen Ayça, hepinize sıcacık, kahkaha dolu ve bol dedikodulu bir kış diliyorum! Unutmayın, yaza az kaldı. O zamana kadar, parlamaya devam!

Scroll to Top