Merhaba İstanbul’un en renkli, en kıpır kıpır takipçileri! Bugün rotamızı biraz uzaklara, metrobüsün son duraklarına, Beylikdüzü semalarına çeviriyoruz. Neden mi? Çünkü orada bir efsane yaşıyor. Adını belki duydunuz, belki de bir arkadaş ortamında kulaktan kulağa yayılan o meşhur hikayeleri işittiniz. Evet, doğru tahmin ettiniz, konumuz travesti Filiz. Ama durun, öyle bildiğiniz şaşalı, vurdulu kırdılı hikayelerden değil bu. Bizim Filiz’in derdi başka; bizim kızın derdi o koca yüreği, o bitmek tükenmek bilmeyen duygusallığı!
Hani bazı insanlar vardır, rüzgar esse nem kapar, kediyi görse ağlar, dizideki karakter ölse yas tutar ya… İşte travesti Filiz tam olarak o klasmanda, hatta o ligin şampiyonu diyebiliriz. Beylikdüzü’nün o modern binaları arasında, kalbi Yeşilçam filmleri gibi atan bir kadın düşünün. Bugün size Filiz’in bu aşırı doz duygusallığının başına açtığı tatlı belaları, komik anıları ve o “yok artık” dedirtecek hallerini anlatacağım. Çayınızı kahvenizi kapın, çünkü bu hikaye biraz uzun, biraz sulu gözlü ama çokça bizden!
Kolay İçerik
Filiz’in Duygu Dünyasına Giriş: Mendiller Hazır mı?
Öncelikle şunu belirtelim, travesti Filiz dediğimizde aklınıza öyle sert, tuttuğunu koparan, lafı gediğine oturtan biri gelmesin. Tamam, yeri gelince lafını esirgemez ama o maskenin altında pamuk helva gibi bir kalp var. Hatta pamuk helva bile yanında sert kalır, o derece. Filiz’in duygusallığı öyle böyle değil. Geçen gün manavda domates seçerken, domatesin birini ezik görüp “Ay yazık, bunu kimse almaz şimdi, ben alayım bari, yalnız hissetmesin” diyerek eve getirdiğini biliyor muydunuz? Evet, evet şaka yapmıyorum. O domatesi salata bile yapamadı, çürüyene kadar mutfak tezgahında “misafir” etti.
Filiz’in bu halleri arkadaş çevresinde hem bir eğlence hem de bir dert ortağı kaynağı. “Kız Filiz, yine mi ağlıyorsun?” sorusu, onun için “Nasılsın?” demekten farksız. Bir gün kafede oturuyoruz, garson çocuk yanlışlıkla çayı biraz soğuk getirdi. Normalde ne yaparsın? “Pardon, bunu ısıtabilir misiniz?” dersin, değil mi? Bizim travesti Filiz ne yaptı dersiniz? Çocuğun yüzüne baktı, baktı… Sonra gözleri doldu. “Ay kim bilir ne derdi var da aklı nerelerde, kıyamam ben sana, boş ver içilir bu,” diyerek buz gibi çayı bir dikişte bitirdi. Sonra da midesini üşüttü tabii. İşte Filiz böyle bir karakter. Kendi derdini unutup, alemin derdini sırtlanmaya yeminli sanki.
Beylikdüzü Yollarında Bir Melankolik Prenses
Beylikdüzü’nü bilen bilir; rüzgarı serttir, yolları geniştir. Travesti Filiz, bu geniş caddelerde yürürken bile kendine bir hüzün malzemesi çıkarabiliyor. Metrobüs durağına gidişi bile olaylı. Geçenlerde sabahın köründe metrobüse binecek, işleri var Mecidiyeköy’de. Durakta beklerken yanındaki teyze “Ah evladım, torunumu görmeye gidiyorum” demiş. Vay sen misin bunu diyen! Bizim Filiz başlamış hıçkıra hıçkıra ağlamaya. Teyze şok, duraktakiler şok. “Ne oldu kızım?” diye soruyorlar. Filiz burnunu çeke çeke, “Ne güzel, insanlar birbirini seviyor, kavuşuyorlar… Ben de anca metrobüsün boş koltuğuna kavuşayım,” diye bir dram patlatmış ki sormayın. Sonra teyze dayanamamış, “Kız sus, al şu böreği ye,” diye susturmaya çalışmış. Yani anlayacağınız, Filiz’in olduğu yerde drama da, komedi de eksik olmuyor.
Aslında travesti Filiz‘in bu halleri, onun ne kadar saf ve temiz bir kalbi olduğunu gösteriyor bize. O, dünyanın kirliliğine, insanların acımasızlığına inat, duygularını en uçlarda yaşamayı seçmiş. Belki de bu bir savunma mekanizmasıdır, kim bilir? “Ben ağlayayım ki dünya biraz daha yumuşasın” diyor belki de içinden.
Aşk Hayatı mı? Yoksa Türk Filmi Senaryosu mu?
Gelelim fasulyenin faydalarına, yani Filiz’in aşk hayatına. Ah ah, burası tam bir mayın tarlası! Travesti Filiz aşık olmuyor arkadaşlar, o aşkın kitabını baştan yazıp sonra o kitabı ateşe verip küllerinde dans ediyor. Her tanıştığı adamı “hayatının aşkı” sanma potansiyeli %99.9. Bir gün Tinder’dan biriyle eşleşmiş. Adam sadece “Selam” yazmış. Bizimki hemen telefona sarıldı, “Kız bu çocuk çok derin, baksana selamı bile ne kadar sade, ne kadar içten yazmış!” diye analizlere başladı. Yahu altı üstü beş harf, ne derinliği?
Bir buluşma ayarladılar. Beylikdüzü Sahili’nde buluşacaklar. Filiz süslendi, püslendi, en güzel elbiselerini giydi. Hani sanırsınız düğüne gidiyor. Buluşma yerine gitti, adam geldi. Adam “Hava biraz serin mi ne?” demiş. Bizimki ne anlasa beğenirsiniz? “Ay beni düşünüyor, üşürsem diye korkuyor, korumacı erkek!” Oysa adam sadece montunu almadığına pişman olmuş garibim. Akşamın sonunda adam “Ben kalkayım artık” deyince, Filiz’in o meşhur duygusallığı yine devreye girmiş. “Gitme, bu şehir sensiz çok ıssız,” falan demeye başlamış. Adamcağız neye uğradığını şaşırmış tabii, “Yarın iş var abla, ne yapayım?” diyerek topuklamış.
Filiz o gece sabaha kadar Sezen Aksu dinleyip bize mesaj attı: “Yine hüsran, yine yalnızlık…” Oysa daha ilk buluşmaydı! Travesti Filiz için zaman kavramı yok, duygu yoğunluğu var. Bir saatlik sohbeti, on yıllık evlilik gibi yaşayabiliyor. Bu yüzden de hayal kırıklıkları hep büyük oluyor ama o bundan asla ders almıyor. “Aşk acısı çekmek de aşka dahil,” diyor felsefik felsefik.
Astroloji Kurbanı Bir Yengeç Burcu (Yükseleni de Balık Olabilir!)
Filiz’in bu hallerinin bilimsel bir açıklaması var mı derseniz, o cevabı astrolojide bulmuş. “Ben Yengeç burcuyum hayatım, elimde değil,” cümlesi onun hayat mottosu. Merkür retrosu geldiğinde Filiz’i evden çıkarmak imkansız. “Eski sevgililerim dönecek, hazırlıklı olmalıyım,” diye evde nöbet tutuyor. Dönmediklerinde de “Kesin utandı, yazamadı, canım benim,” diyerek yine kendi senaryosunu yazıyor.
Bir gün falcıya gitmişler arkadaşlarıyla. Falcı fincana bakıp “Üç vakte kadar bir yolun var,” demiş. Klasik falcı lafı işte. Ama travesti Filiz bunu nasıl yorumladı? “Kesin Beylikdüzü’nden taşınacağım, aşkım beni Nişantaşı’na götürecek!” Bavullarını hazırlamaya başladı kadın! Üç vakit geçti, gelen giden yok. Filiz bavulları boşaltırken bile ağlıyordu, “Kısmet değilmiş, bu evin duvarları beni bırakmıyor demek ki,” diyerek eşyalara anlam yüklemeye devam etti.
Astroloji onun için bir kaçış noktası aslında. Başına gelen her sakarlığı, her duygusal patlamayı gezegenlere bağlıyor. “Bugün Mars çok agresif, o yüzden taksi şoförüne ağladım,” diyebilecek potansiyelde. Biz de “Tamam Filiz, tamam canım, Satürn dövüyor seni hep,” deyip geçiyoruz. Ne yapalım, onu da böyle kabul ettik.
Filiz’in “Gözyaşı Garantili” Film Geceleri
Eğer bir gün travesti Filiz sizi evine film izlemeye davet ederse, yanınıza mutlaka yedek kıyafet ve bir paket kağıt havlu alın. Çünkü o evden kuru çıkma ihtimaliniz yok. Film seçimi genelde “Babam ve Oğlum”, “İncir Reçeli” ya da sonu kötü biten herhangi bir kore dizisi oluyor. Komedi filmi izlerken bile ağlayacak bir detay bulabilir.
Geçen “Hababam Sınıfı” izliyoruz, maksat gülelim, eğlenelim. Adile Naşit ekrana çıktı. Filiz başladı hıçkırmaya. “Ay ne güzel gülüyor, melek gibi kadın, keşke annem olsaydı,” diye bir girdi, film bitene kadar çıkamadı o moddan. Biz filmi bıraktık, Filiz’i teselli ediyoruz. “Kız tamam, kadın efsane zaten, ağlama artık,” diyoruz ama nafile.
Bu duygusallık sadece filmlerde kalsa iyi. Survivor izlerken bile yarışmacı aç kaldı diye mutfağa gidip sandviç hazırlıyor. “Keşke gönderebilsek, çocukcağız eridi bitti orada,” diye televizyona ekmek uzatmışlığı var. Travesti Filiz‘in evi, duyguların en yoğun yaşandığı, mantığın kapıda vestiyere bırakıldığı bir yer. Ama o kadar sıcak, o kadar samimi bir ortam ki, insan o deliliği seviyor.
İş Hayatında Bir Melankolik: Müşteri Velinimettir (Ve Bazen Dert Ortağıdır)
Filiz’in iş hayatı da bu duygusallıktan nasibini alıyor tabii. Zamanında bir butikte satış danışmanlığı yapıyordu. Müşteri kabine giriyor, bir elbise deniyor. Elbise kadına yakışmamış diyelim. Normal bir satıcı “Bedeninize uymadı, başkasına bakalım,” der. Filiz ne yapıyor? “Ayy ablacım bu renk senin ruhunu kapatmış, senin içinde fırtınalar kopuyor belli, gel biz sana kırmızı verelim, ateşin ortaya çıksın!” diyerek kadına bir saat psikolojik analiz yapıyor.
Bir gün patronu çağırmış, “Filizciğim satış yapman lazım, terapi değil,” demiş. Filiz durur mu? “Ama beyefendi, kadınların ruhuna dokunmadan cüzdanına dokunamazsın,” diyerek bir de iş dersi vermiş. Sonuç? Kovuldu tabii. Ama o bunu bile romantize etti. “Beni anlamadılar, ben sanatımı icra ediyordum, onlar ticaret peşindeydi,” diyerek butiğin önünden her geçişinde hüzünlü hüzünlü bakıyor vitrine.
Şimdilerde freelance işler yapıyor, neyse ki kendi patronu olduğu için kimse ona “Müşteriye neden ağladın?” diye sormuyor. Travesti Filiz, Beylikdüzü’nün en duygusal girişimcisi olarak kariyerine devam ediyor.
Sokak Hayvanlarının Annesi: Beylikdüzü Kedileri Ondan Sorulur
Filiz’in en hassas noktası, bam teli kesinlikle hayvanlar. Çantasında kedi maması olmadan bakkala bile gitmez. Sokakta topallayan bir kedi görsün, dünyası başına yıkılır. Hemen kucaklar, veterinere koşar. Veterinerler artık onu tanıyor, “Hah, bizim duygusal Filiz geldi,” diyorlar.
Geçen kış, site bahçesinde titreyen bir köpek yavrusu bulmuş. Onu eve aldı, yıkadı, pakladı, adını da “Garip” koydu. Neden Garip? “Çünkü o da benim gibi bu dünyada garip, kimsesiz,” dedi. Köpek şimdi evin kralı gibi yaşıyor. Filiz, Garip’e her gün ayrı yemek pişiriyor. “Bu çocuk kuru mama sevmiyor, tavuk haşladım,” diyor. Kendisi makarna yer, köpeğe tavuk haşlar.
Bu merhameti, onun en güzel yanı aslında. Travesti Filiz‘in kalbi o kadar büyük ki, içine sığdıramadığı sevgiyi etrafındaki her canlıya dağıtıyor. Bazen abarttığını düşünsek de, o hayvanların gözündeki minneti görünce “İyi ki varsın Filiz” demekten kendimizi alamıyoruz.
Neden Filiz’i Çok Seviyoruz?
Evet, travesti Filiz biraz (tamam, epey) sulugöz olabilir. Evet, her olayı dramatize edebilir. Evet, bazen bizi çileden çıkarabilir. Ama onu tanıyan herkes bilir ki, onun o saflığı, o çıkarsız sevgisi bu devirde bulunmaz Hint kumaşıdır. Beylikdüzü’nün gri betonları arasında açan rengarenk, hüzünlü ama bir o kadar da umutlu bir çiçektir o.
Duygusallığıyla dalga geçsek de, aslında hepimizin içinde bastırdığı o duyguları o korkusuzca yaşıyor. Belki de bu yüzden onu izlerken hem gülüyoruz hem de içten içe imreniyoruz. Maskesiz, filtresiz, olduğu gibi bir insan. Ağlamak istiyorsa ağlıyor, gülmek istiyorsa gülüyor. “Elalem ne der?” diye düşünmüyor, “Kalbim ne der?” diye yaşıyor.
Eğer yolunuz bir gün Beylikdüzü’ne düşerse ve sokakta bir kedi severken gözleri dolmuş, kendi kendine konuşan uzun boylu, alımlı bir kadın görürseniz, bilin ki o travesti Filiz‘dir. Yanına gidin, bir selam verin. Muhtemelen size de sarılıp “Gözlerin çok hüzünlü bakıyor, gel sana bir çay ısmarlayayım,” diyecektir. Ve inanın bana, o çay hayatınızda içtiğiniz en samimi çay olacaktır.
Biz seni böyle seviyoruz Filiz! Ağlamanla, gülmenle, o bitmek bilmeyen dramalarınla… İyi ki varsın, iyi ki bizimlesin. Ama rica ediyoruz, artık şu soğan doğrarken taktığın deniz gözlüklerini çıkar, komşular uzaylı istilası var sanıyor!

