Kolay İçerik
İstanbul dediğimiz bu devasa metropol, içinde binlerce farklı dünyayı barındıran bir matruşka bebek gibi. Bir sokağı çevirirsiniz, Paris havası eser; diğer sokağa girersiniz, kendinizi bir anda Ortadoğu’nun mistik bir pazarında bulursunuz. Ama bazı semtler var ki, onların ruhu bambaşkadır. İşte Fındıkzade tam da böyle bir yer. Hem tarihi yarımadaya komşu, hem de modern hayatın tam göbeğinde. Ve tabii ki, bu semtin en renkli, en nevi şahsına münhasır sakinleri… Evet, konumuz Fındıkzade’de yaşayan travestiler. Hazırsanız çayınızı kahvenizi alın, bu semtin o tatlı kaosuna, dedikodusuna ve eğlencesine dalıyoruz.
Bu yazıda neler mi bulacaksınız? Öncelikle Fındıkzade’nin o kendine has “mahalle” havasını soluyacağız. Sonra Fındıkzade’de yaşayan travestiler için hayatın nasıl aktığını, komşuluk ilişkilerini, semtin avantajlarını ve dezavantajlarını biraz mizahi, biraz da samimi bir dille masaya yatıracağız. Maksat muhabbet olsun, yüzünüzde bir tebessüm oluşsun.
Fındıkzade: Tramvay Sesine Karışan Topuk Tıkırtıları
Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım, Fındıkzade İstanbul’un en stratejik noktalarından biri. Aksaray’a yürüme mesafesinde, Sultanahmet burnunun dibinde, Taksim’e gitmek desen çocuk oyuncağı. Hal böyle olunca, şehrin her rengi burada buluşuyor. Fındıkzade’de yaşayan travestiler için de bu konum altın değerinde. Neden mi? Çünkü hayat burada 7/24 akıyor.
Sabahın köründe işe giden memuru da, gece yarısı eğlenceden dönen öğrencisi de, hastaneye koşturan teyzesi de aynı kaldırımda yürüyor. Bu semt, kimseyi yadırgamayan o “eski İstanbul beyefendisi” tavrını hala koruyor diyebiliriz. Tamam, bazen o beyefendinin tansiyonu çıkabiliyor ama genel olarak “yaşa ve yaşat” felsefesi hakim.
Semtin sokaklarında yürürken, tramvay sesine karışan topuk tıkırtılarını duyarsanız şaşırmayın. Burası, herkesin kendi filminde başrolü oynadığı bir sahne gibi. Kimisi alışveriş poşetleriyle, kimisi köpeğiyle, kimisi de o günkü en şık kombiniyle arz-ı endam ediyor.
Komşuluk İlişkileri: “Kız Ayşe Teyze, O Dolmalar Olmuş mu?”
Gelelim işin en civcivli kısmına: Komşuluk! Fındıkzade’de yaşayan travestiler ile mahalle esnafı veya apartman sakinleri arasındaki ilişki, bazen bir sit-com dizisini aratmıyor. Hani şu eski mahalle dizileri vardır ya, herkes birbirini tanır, bakkal veresiye defterini kabartır… İşte o hava burada hala var.
Düşünün ki, apartmanın girişinde Ayşe Teyze ile karşılaşıyorsunuz. Ayşe Teyze, elinde pazar arabası, yüzünde “Yine geç mi geldin?” ifadesi. Ama o sert bakışın altında “Aç mısın, börek yaptım vereyim mi?” şefkati yatıyor. Bizim kızlar da az değil hani, “Ayşe Teyze, o saçının rengi ne öyle, genç kız gibi olmuşsun vallahi!” diyerek gönlünü alıveriyorlar.
Mahalledeki manavla yapılan “Domatesin iyisini bana ayır, yoksa küserim” pazarlıkları, kuafördeki bitmek bilmeyen dedikodu seansları… Fındıkzade’de hayat, bu küçük ama samimi anlarla örülü. Burada kimse kimseye “öteki” gibi bakmıyor aslında. Herkes aynı apartmanın aidat derdini, aynı sokağın gürültüsünü çekiyor sonuçta. Ortak dertler, insanları birbirine daha çabuk kaynaştırıyor.
Esnafla İmtihan: Pazarlık Sanatı
Fındıkzade esnafı, İstanbul’un en pişkin, en hazırcevap esnaflarındandır. Burada bir şey satın alırken sadece para vermezsiniz, yanında bir de laf dalaşına girersiniz ki bu işin tuzu biberidir. Fındıkzade’de yaşayan travestiler de bu konuda master yapmış durumdalar.
Bir butiğe girip “Bu bluzun fiyatı ne?” diye sorduğunuzda, esnaf abimiz “Sana gelişi 500 ama senin güzel hatırına 450 olsun” der. Bizimkiler durur mu? “Abi naptın, o fiyata ben kumaş fabrikası kurarım, yap şuna bir güzellik!” diyerek başlarlar pazarlığa. Sonunda o bluz 350’ye alınır, üstüne bir de çay içilir. İşte Fındıkzade ticareti budur; alan memnun, satan memnun, arada geçen geyik muhabbeti ise bedava.
Moda ve Alışveriş: Semtin Podyumu Kızılelma Caddesi
Kızılelma Caddesi’ni bilmeyen var mı? Varsa çok şey kaçırıyor. Burası Fındıkzade’nin Nişantaşı’sı, Bağdat Caddesi’dir (tamam biraz abarttım ama idare edin). Fındıkzade’de yaşayan travestiler için bu cadde, adeta bir podyumdur. Akşamüzeri şöyle bir yürüyüşe çıktığınızda, son moda kıyafetlerin en cesur kombinlerini burada görebilirsiniz.
Fındıkzade’nin en güzel yanı, her bütçeye uygun alışveriş imkanı sunması. Lüks butikler de var, “ne alırsan 50 TL” diyen pasajlar da. Özellikle Cuma günleri kurulan Fındıkzade Pazarı, tam bir şenlik alanıdır. Pazarın o kalabalığına karışmak, tezgahlardaki o rengarenk kumaşlara dokunmak bir terapi gibidir.
Pazarda alışveriş yaparken yaşanan diyaloglar ise paha biçilemez. “Abla bu tayt seni çok açtı, vallahi Kardashian gibi oldun” diyen pazarcıya, “Hadi oradan, Kardashian benim yanımda stajyer kalır” diye cevap veren birini duyarsanız, bilin ki doğru yerdesiniz.
Gece Hayatı ve Sosyalleşme: Nereye Akıyoruz?
Fındıkzade, gece hayatının kalbi olmasa da, damarlarına giden ana yollardan biridir. Buradan Taksim’e, Beyoğlu’na veya karşı yakaya geçmek çok kolay olduğu için, Fındıkzade’de yaşayan travestiler genelde “hazırlanma üssü” olarak kullanır burayı. Evde makyajlar yapılır, saçlar fönlenir, en şık kıyafetler giyilir ve ver elini İstanbul geceleri!
Ama “Ben uzağa gidemem, mahallede takılacağım” diyenler için de seçenekler yok değil. Semtteki kafeler, gece geç saatlere kadar açıktır ve her zaman canlıdır. Bir masada hararetli hararetli siyaset tartışan amcalar, diğer masada fal baktıran gençler, öbür masada ise kahkahalarla ortamı şenlendiren bizim tayfa… İşte size Fındıkzade mozaiği.
Bazen en güzel eğlence, evde toplanıp yapılan “kısır partileri”dir. Müzik açılır, dedikodunun dibine vurulur, o hafta kim ne yapmış, kim kiminle nerede görülmüş hepsi masaya yatırılır. Fındıkzade evleri, bu samimi dost meclislerine ev sahipliği yapmasıyla meşhurdur. Duvarların dili olsa da konuşsa dedikleri türden geceler yaşanır buralarda.
Zorluklar Yok mu? Olmaz Olur mu…
Şimdi her şeyi toz pembe anlatıyoruz ama hayatın bir de gerçekleri var. Fındıkzade’de yaşayan travestiler için de hayat her zaman bir podyum yürüyüşü kıvamında geçmiyor elbette. Büyükşehirde yaşamanın getirdiği genel stresin yanında, bazen önyargılı bakışlarla veya tatsız durumlarla karşılaşmak da mümkün.
Taksi bulamama sorunu mesela… İstanbul’un kanayan yarası, bizimkiler için bazen kangrene dönüşebiliyor. “Değişim saati” yalanına en çok maruz kalanlar belki de onlardır. Ya da ev ararken yaşanan o malum diyaloglar: “Aile apartmanı burası, size gelmez” diyen emlakçılar… Neyse ki Fındıkzade, kozmopolit yapısı sayesinde bu tür önyargıların daha az yaşandığı, hoşgörünün bir tık daha yüksek olduğu bir yer. Zamanla herkes birbirini tanıyor, “bizim apartmanın kızı” oluveriyorsunuz.
Yine de, bu zorluklara karşı geliştirilen en büyük silah mizahtır. Yaşanan tatsız bir olayı bile akşam arkadaşlarına anlatırken o kadar komik bir hale getirirler ki, gülmekten sinirlenmeye fırsat bulamazsınız. Hayata tutunmanın, zorluklarla baş etmenin yolu belki de budur: Her şeye rağmen gülümseyebilmek ve “Ay boşver be, o da onun cahilliği” diyebilmek.
Fındıkzade’nin Altın Kuralları: Buraya Taşınacaklara Tavsiyeler
Eğer siz de bavulunuzu toplayıp “Ben de Fındıkzade’nin sultanı olacağım” diyorsanız, kulağınıza küpe olacak birkaç tavsiyem var. Bu semtin raconunu bilmeden yola çıkmayın.
- Tramvay Saatlerini Ezberleyin: Fındıkzade’de hayat tramvayla başlar, tramvayla biter. O kalabalıkta yer kapma sanatını öğrenmeniz lazım. Topuklu ayakkabıyla o kalabalıkta dengede durabilmek, olimpiyat sporu sayılmalı.
- Esnafla Aranı İyi Tut: Bakkal, manav, kuaför… Bunlar senin can simidindir. Anahtarını unutsan bakkala bırakırsın, moralin bozuk olsa kuaförde deşarj olursun. Onlara selam vermeden geçme, hatırlarını sor. Bir “Hayırlı işler” demekle ne kapılar açılır inanamazsın.
- Pazarlık Yapmaktan Çekinme: Burada etiket fiyatı sadece bir öneridir. O fiyatı aşağı çekmek senin yeteneğine kalmış. Utanma, sıkılma; “Abla öğrenciyiz, yap bir güzellik” de, “Daimi müşterinim” de, bir yolunu bul.
- Dedikodu Ağını İyi Yönet: Fındıkzade’de haberler ışıktan hızlı yayılır. Kiminle nerede kahve içtiğin, akşam eve kaçta döndüğün ertesi gün manşet olabilir. O yüzden stratejik davran, herkesle samimi ol ama sırlarını sadece en güvendiklerine ver.
- Kendi Tarzını Konuştur: Burası renkli bir semt, gri kalma. Fındıkzade’de yaşayan travestiler arasında sıyrılmak istiyorsan, kendine has bir tarzın, bir imzan olsun. Özgünlük her zaman prim yapar.
Bir Fındıkzade Masalı: “Lubunya’nın Bir Günü”
Gelin, tipik bir günü hayal edelim. Kahramanımızın adı “Sibel” olsun. Sibel, öğlene doğru uyanır çünkü gece geç yatmıştır. Kahvesini koyar, balkona çıkar ve Millet Caddesi’nin o hiç bitmeyen trafiğini seyrederken sigarasını yakar. Aşağıdan geçen simitçiye seslenir: “Hasan Abi, bana bir gevrek, iyi pişmiş olsun!” Sepeti iple aşağı sallar. Bu ritüel, güne başlamanın en güzel yoludur.
Öğleden sonra hazırlanma faslı başlar. Makyaj aynasının karşısında geçen saatler, fondötenler, rimeller, “Hangi ruju sürsem?” kararsızlıkları… Sibel, hazırlanırken bir yandan da telefonla arkadaş grubuyla konuşur: “Kız bu akşam nereye gidiyoruz? Oraya gitmem, geçen garson bana ters baktı, sinirlerim bozuldu.”
Akşamüzeri dışarı çıktığında, semt artık onun podyumudur. Yolda tanıdıklarla selamlaşır, bir iki laflar. Belki bir kafeye oturup Türk kahvesi içer, fal baktırır. “Ay Sibel, senin kısmetin kapanmış ama bir yol var, çok aydınlık” diyen falcıya, “Kız ne yolu, o yol E-5 olmasın sakın?” diye espriyi patlatır.
Akşam olunca ışıklar yanar, Fındıkzade başka bir kimliğe bürünür. Sibel ve arkadaşları, o günün stresini atmak için bir yerlere giderler veya evde toplanırlar. Gülüşmeler, şakalar, bazen hüzünlü şarkılar eşliğinde dertleşmeler… Ve gece bittiğinde, yine o güvenli limana, Fındıkzade’deki evine döner. Yastığa başını koyduğunda, dışarıdan gelen tramvay sesi ona ninni gibi gelir. “İyi ki buradayım” der içinden, “Burası benim krallığım.”
Neden Fındıkzade?
Peki, İstanbul’da o kadar semt varken neden özellikle Fındıkzade’de yaşayan travestiler bu kadar yoğun? Aslında cevabı basit: Ulaşılabilirlik ve kabul edilebilirlik. Burası ne çok elit ve soğuk, ne de çok varoş ve tekinsiz. Tam ortada, tam kararında bir yer.
Burada kiralık ev bulmak, diğer “havalı” semtlere göre daha kolaydır (ya da en azından bir zamanlar öyleydi). Ulaşım ağının merkezinde olması, her yere kolayca gidip gelmeyi sağlar. Hastanelerin çokluğu bile bir avantajdır; Allah korusun bir şey olsa, acil servis kapının önü.
Ama en önemlisi, buranın ruhudur. Fındıkzade, çeşitliliği seven bir semt. Tarih boyunca birçok farklı kültüre ev sahipliği yapmış. Ermenisi, Rumu, Müslümanı yıllarca yan yana yaşamış. Bu “bir arada yaşama kültürü” genlerine işlemiş semtin. O yüzden farklı olana, renkli olana kapıları daha açıktır.
Renklerin Kardeşliği
Sonuç olarak, Fındıkzade’de yaşayan travestiler, bu semtin sadece birer sakini değil, aynı zamanda onun rengi, neşesi ve bir parçasıdır. Onlarsız bir Fındıkzade, biraz eksik, biraz gri kalırdı emin olun.
Eğer yolunuz Fındıkzade’ye düşerse, sadece tarihi binalara veya tramvaya bakmayın. İnsanlara bakın. O kalabalığın içindeki her bir yüzün, anlatacak ne kadar çok hikayesi olduğunu göreceksiniz. Belki bir gün bir kafede yan masanızda oturan o “aşırı şık” hanımefendiyle göz göze gelirsiniz, size gülümser. Siz de ona gülümseyin. Çünkü hayat, paylaştıkça ve birbirimizi olduğumuz gibi kabul ettikçe güzelleşiyor.
Fındıkzade’nin o güzel, kaotik ve samimi dünyasından hepinize sevgiler! Unutmayın, hayat çok kısa, en güzel topuklularınızı giyin ve dans etmeye devam edin!

