bostancı travesti aysu

Bostancı Travesti Aysu ve Bilinmeyen Gerçekler

Bugün masaya öyle bir konu yatırıyoruz ki, çaylar demlensin, mısırlar patlatılsın, çünkü Bostancı semalarında yankılanan bir efsaneyi, namıdiğer Aysu’yu ve onun etrafında dönen şehir efsanelerini konuşacağız. “Kim bu Aysu?” diye soranları duyar gibiyim. Ah canım benim, sen daha o mertebeye erişemedin mi? Dur, ben sana anlatayım. Bostancı travesti denilince akla ilk gelen, rüzgârda savrulan sarı saçları ve kahkahasıyla sahili inleten o muhteşem kadından bahsediyorum.

İstanbul’un her köşesi ayrı bir hikâye, ayrı bir film seti gibidir, bunu hepimiz biliyoruz. Ama Bostancı’nın yeri ayrıdır. O vapurlar, o iskele, o iyot kokusu… Bir de tabii ki Aysu’su. Aysu, Bostancı’nın adeta görünmez bir anıtı gibidir. Herkes bilir, herkes bir kere görmüştür ama kimse tam olarak tanımaz. İşte bu gizem perdesi, onu daha da çekici kılıyor. Biz de bugün o perdeyi aralayacak, “Aysu aslında kimdir?”, “Gerçekten de dedikleri gibi mi?” gibi soruların peşine düşeceğiz. Hazırsanız, Bostancı travesti dünyasının en parlak yıldızına doğru keyifli bir yolculuğa çıkıyoruz. Kemerlerinizi bağlayın, çünkü bol bol gülüp, biraz da düşüneceğiz!

Şehir Efsaneleri Vol. 1: Aysu’nun Gizemli Kökenleri

Her kahramanın bir başlangıç hikayesi vardır, değil mi? Batman’in ailesinin trajik ölümü, Superman’in Kripton’dan gelişi… Peki ya bizim Aysu’nunki? İşte burada işler biraz karışıyor. Çünkü Aysu hakkında o kadar çok rivayet var ki, hangisi gerçek, hangisi uydurma anlamak için adeta bir dedektif olmak gerekiyor.

Bir kesim, Aysu’nun aslında çok zengin bir ailenin tek çocuğu olduğunu, bir isyan bayrağı çekerek her şeyi geride bırakıp Bostancı sahillerine demir attığını söylüyor. Bu hikâyeye göre, Aysu gündüzleri Boğaz’da yalıda yaşayan, pırlantalarını takıp cemiyet davetlerine katılan bir iş insanıymış. Geceleri ise peruğunu takıp Aysu’ya dönüşüyormuş. Ne kadar sinematik, değil mi? Sanki bir Yeşilçam filmi senaryosu. Ama durun, daha bitmedi.

Başka bir popüler efsaneye göre Aysu, aslında emekli bir edebiyat öğretmeni. Öğrencilerine Shakespeare’den, Orhan Veli’den bahsederken içinde tuttuğu o renkli kadını daha fazla zapt edemeyip kendini sokaklara atmış. Bu yüzdenmiş o derin, manalı bakışları ve bazen sahilde tek başına denize bakıp felsefi düşüncelere dalması. Hatta bir söylentiye göre, elinde hep bir kitapla gezermiş ama kimse o kitabın ne olduğunu göremezmiş. Bu Bostancı travesti efsanesi, işin içine biraz entelektüel bir hava katıyor, fena da değil hani.

Bir de en absürt olanı var: Aysu’nun uzaylı olduğu! Evet, yanlış duymadınız. Bu teoriye göre Aysu, insanları ve onların karmaşık ilişkilerini gözlemlemek için dünyaya gönderilmiş bir ajandır. O topuklu ayakkabıları aslında birer iletişim cihazı, o parlak makyajı ise atmosferimize uyum sağlamak için kullandığı bir tür kamuflajmış. Bu teoriyi ortaya atanın ne içtiğini gerçekten merak ediyorum ama ne yalan söyleyeyim, en eğlencelisi de bu. Düşünsenize, bir gün sahilde yürürken Aysu’nun yanından bir UFO gelip onu alıyor… İşte o zaman Bostancı’nın değeri paha biçilmez olurdu!

Peki gerçek ne? Gerçek şu ki, Aysu da hepimiz gibi bir insan. Kendi hikayesi, kendi geçmişi, kendi acıları ve sevinçleri olan biri. Onu bir efsaneye dönüştüren bizleriz, bizim hayal gücümüz. Onu bir kalıba sokmaya çalışmak yerine, sadece varoluşunu ve Bostancı’ya kattığı o eşsiz rengi takdir etmek belki de en doğrusu.

Bostancı’nın Nabzını Tutan Kadın: Aysu ve Sosyal Hayat

Bostancı denilince aklınıza ne geliyor? Lunapark, sahil yolu, bisiklete binen insanlar, iskelede vapur bekleyen kalabalık… Tüm bu resmin içinde Aysu, adeta bir imza gibi durur. O, sadece geceleri ortaya çıkan bir figür değil, Bostancı’nın sosyal dokusunun canlı bir parçasıdır.

Onu en çok nerede görürsünüz? Elbette ki sahil bandında. O meşhur yürüyüşünü yaparken, attığı her adımda bir özgüven anıtı gibi salınır. Yanından geçenler kimisi gülümser, kimisi görmezden gelir, kimisi de fısır fısır bir şeyler konuşur. Ama Aysu’nun umrunda mı? Asla! O, kendi dünyasının kraliçesidir ve kimsenin onu tahtından indirmesine izin vermez. Bu duruşuyla bile aslında pek çoğumuza ders verir. Başkalarının ne düşündüğünü umursamadan, kendin olabilme cesaretini sergiler.

Aysu’nun esnafla olan ilişkisi de dillere destandır. Sahildeki mısırcıdan tutun da, iskelenin oradaki büfeciye kadar herkes onu tanır. Aralarında yazılı olmayan bir saygı ve sevgi bağı vardır. Kimi zaman bir çay ısmarlarlar, kimi zaman hal hatır sorarlar. Çünkü Aysu, oranın bir parçasıdır. O, gelip geçici bir turist değil, mahallenin gediklisidir. Bu yüzden, Bostancı travesti kimliği sadece bir etiketten ibaret değildir; Aysu, o kimliği mahalle kültürüyle birleştirmeyi başarmış nadir insanlardandır.

Bir de Aysu’nun hayvan sevgisi var. Sahildeki kedileri, köpekleri beslerken görmeniz çok olasıdır. O devasa topukluların üzerinde eğilip bir kedinin başını okşarken, o sert ve ulaşılmaz imajının arkasındaki yufka yüreği görebilirsiniz. Belki de en gerçek Aysu, o andaki Aysu’dur. Yargılardan, beklentilerden uzak, sadece saf sevgiyle bir canlıya dokunan o kadın… Hayvanlar onu yargılamaz, sadece severler. Belki de Aysu’nun onlarla bu kadar iyi anlaşmasının sebebi budur.

Aysu, Bostancı’nın sosyal termometresi gibidir. Onun yüzündeki ifadeden, o gün semtin modunun nasıl olduğunu anlayabilirsiniz. Eğer kahkahaları sahili çınlatıyorsa, bilin ki Bostancı’da keyifler yerindedir. Ama eğer dalgın ve düşünceliyse, belki de o gün İstanbul’un genel bir hüznü vardır üzerinde. O, farkında olmadan, yaşadığı yerin ruhunu yansıtan bir ayna haline gelmiştir.

“Aysu’yla Bir Gece”: Dedikodular ve Gerçekler

Gelelim en can alıcı bölüme. Aysu ve gece hayatı… Bu konuda anlatılanlar o kadar renkli, o kadar abartılı ki, insan hangisine inanacağını şaşırıyor. Herkesin Aysu ile ilgili bir “arkadaşımın başına gelmiş” hikayesi vardır.

En yaygın hikaye şudur: Bir grup arkadaş gece dışarı çıkmıştır, arabayla Bostancı sahilinden geçerken Aysu’yu görürler. İçlerinden biri laf atar. Aysu, o muhteşem topuklularıyla arabayı kovalamaya başlar ve öyle bir depar atar ki, Usain Bolt görse kariyerini sorgular. Sonunda arabayı yakalar ve laf atan delikanlıya hayatının dersini verir. Bu hikaye o kadar çok anlatılır ki, artık bir milli marş gibi ezberlenmiştir. Gerçek mi? Belki bir kısmı… Aysu’nun kendine laf atana pabuç bırakmayacağı kesin. Ama o topuklularla araba kovalama kısmı, sanırım hikayeyi biraz daha renklendirmek için eklenmiş bir Hollywood efekti.

Bir diğer efsane ise Aysu’nun inanılmaz derecede komik ve hazırcevap olduğu yönünde. Anlatılanlara göre, kendisine sataşanlara öyle cevaplar verirmiş ki, adamlar lafın altında kalıp ezim ezim ezilirmiş. Örneğin, bir keresinde bir arabadan “Aysu, kaç para?” diye bağırmışlar. Aysu durmuş, arabayı şöyle bir süzmüş ve “Senin bütün sülalenin serveti benim bir kirpiğimin gölgesini satın alamaz, yürü şimdi anca gidersin!” diye cevap vermiş. Bu tür diyaloglar, Aysu’yu sadece bir figür olmaktan çıkarıp, adeta bir halk kahramanına dönüştürüyor. Zekasıyla, hazırcevaplılığıyla ezenlere karşı dik duran bir sembol oluyor.

Peki bu hikayelerdeki gerçeklik payı ne? Şu bir gerçek ki, Aysu güçlü bir karakter. Yıllardır o sokaklarda var olabilmek, her türlü bakışa, her türlü söze göğüs gerebilmek kolay bir iş değil. Bu, çelik gibi sinirler ve keskin bir zeka gerektirir. Dolayısıyla, bu hazırcevaplık hikayelerinin çoğunun doğru olduğuna inanmak hiç de zor değil. O, kendini korumak için en güçlü silahının dili ve zekası olduğunu çoktan keşfetmiş biri.

Ancak bu noktada bir şeyi unutmamak lazım. Bu hikayeler onu ne kadar güçlü ve eğlenceli gösterse de, aslında temelinde bir tacizi ve önyargıyı barındırıyor. Kimse sokakta yürürken laf atılmasını, rahatsız edilmeyi hak etmez. Aysu’nun bu durumlara verdiği komik cevaplar, onun gücünü gösteriyor olabilir ama bu, olayın kendisinin yanlış olduğu gerçeğini değiştirmez. Biz bu hikayelere gülerken, Aysu’nun her gün ne tür zorluklarla başa çıkmak zorunda kaldığını da bir anlığına düşünmeliyiz. Onun Bostancı travesti kimliği, ona bu zorlukları yaşatmak için bir bahane olmamalı.

Makyajın ve Işıkların Ardındaki Aysu

Şimdiye kadar hep eğlenceli tarafından baktık. Efsanelerden, komik anılardan, Aysu’nun o parıltılı dünyasından bahsettik. Ama her madalyonun bir de öbür yüzü var, değil mi? O parlak rujun, o iddialı farın, o kahkahaların ardında kim var?

Aysu, aslında hepimizin içinde olan bir şeyin somutlaşmış hali: Görünür olma ve kabul görme arzusunun. O, “ben buradayım” diye haykıran bir varoluş manifestosu gibi. Toplumun ona biçtiği rolleri reddedip, kendi kimliğini kendi seçtiği şekilde yaşayan bir birey. Bu, dışarıdan bakıldığında çok havalı ve cesurca görünebilir ki öyledir de. Ama bu cesaretin bir bedeli var.

Yalnızlık… Aysu gibi “farklı” olan pek çok insanın en büyük sınavıdır bu. Herkesin tanıdığı ama kimsenin gerçekten bilmediği biri olmak, devasa bir kalabalığın içinde yapayalnız hissetmek demektir. O kahkahaların arkasında kaç hüzün, o makyajın altında kaç gözyaşı saklıdır, kim bilir? Sahilde tek başına denizi izlerken aklından neler geçiyordur? Belki de sadece bir sonraki vapuru bekliyordur, belki de hayatın anlamını sorguluyordur. Bilemeyiz.

Aysu, aynı zamanda bir direniş sembolüdür. Sadece var olarak, sadece kendisi olarak, önyargılara, ayrımcılığa ve nefret söylemine karşı bir duruş sergiler. Her gün sokağa o şekilde çıkmak, politik bir eylemdir aslında. “Sizin normalleriniz beni bağlamaz, ben kendi gerçeğimi yaşarım” demektir. Bu yüzden Aysu’ya sadece bir “Bostancı travesti” olarak bakmak, ona yapılan en büyük haksızlık olur. O, bundan çok daha fazlasıdır. O, bir cesaret anıtı, bir özgürlük savaşçısı ve kendi küçük krallığının bilge kraliçesidir.

Onu bir dedikodu malzemesi, bir eğlence unsuru olarak görmekten vazgeçip, bir insan olarak görmeye başladığımızda, işte o zaman Aysu’nun gerçek hikayesini anlamaya başlarız. Onun hikayesi, sadece bir travestinin hikayesi değil, aynı zamanda toplumun aynasıdır. Bizim önyargılarımızın, korkularımızın, sevgimizin ve kabullenişimizin bir yansımasıdır.

Aysu Bir Efsane Değil, Bir Gerçektir

Geldik yazımızın sonuna. Aysu hakkında konuştuk, güldük, düşündük. Efsaneleri masaya yatırdık, gerçekleri sorguladık. Peki ne öğrendik?

Öğrendik ki Aysu, Bostancı’nın sadece bir rengi değil, aynı zamanda ruhudur. O, hakkında anlatılan şehir efsanelerinden çok daha fazlasıdır. O, güçlü, zeki, komik ve aynı zamanda hassas bir insandır.

Öğrendik ki, birini tanımadan hakkında hüküm vermek, yapabileceğimiz en kolay ama en yanlış şeydir. Aysu’nun hikayesi, bize etiketlerin ve önyargıların ötesine bakmamız gerektiğini hatırlatıyor. O “Bostancı travesti” etiketinin ardında, katman katman bir kişilik, bir yaşanmışlık var.

Ve en önemlisi, öğrendik ki Aysu bir efsane değil, bir gerçektir. Bostancı’nın gerçeği, İstanbul’un gerçeği ve bu toplumun bir gerçeğidir. Onu ve onun gibi olan herkesi görmezden gelmek, yok saymak yerine; onları anlamaya çalışmak, onlara saygı duymak, bizi daha iyi bir toplum yapar.

Bir dahaki sefere Bostancı sahilinde Aysu’yu gördüğünüzde, ona sadece bir dedikodu malzemesi olarak bakmayın. Orada, topuklularının üzerinde dimdik duran, tüm dünyaya “ben buyum” diyen cesur bir kadını görün. Belki bir selam verirsiniz, belki sadece gülümseyip geçersiniz. Ama ne yaparsanız yapın, saygıyı elden bırakmayın. Çünkü Aysu, ve onun temsil ettiği her şey, bu saygıyı sonuna kadar hak ediyor.

Hadi bakalım, şimdi dağılabiliriz. Bir sonraki dedikodu kazanında buluşmak üzere, sevgiyle kalın

Scroll to Top