İstanbul dediğin yer yedi tepeli bir kaos, biliyorsun. Her tepesinde ayrı bir macera, her sokağında ayrı bir hikaye saklı. Ama dürüst olalım, bazen şehrin o “tarihi yarımada” ciddiyetinden sıkılmıyor muyuz? İşte tam o anda, metrobüse atlayıp (tabii yer bulabilirsen, o ayrı bir survivor mücadelesi) Beylikdüzü’ne doğru süzüldüğünde işlerin rengi değişiyor. Kelimenin tam anlamıyla rengi değişiyor! Bugün seninle biraz dedikodu kazanı kaynatalım, biraz da şu meşhur Beylikdüzü travestiler dünyasına, o renkli çeşitliliğe bir göz atalım istedim. Kemerlerini bağla, çünkü bu yazı biraz şatafatlı, biraz pullu payetli ve bolca kahkahalı olacak!
Hani bazı yerler vardır, enerjisi seni kapıdan girer girmez çarpar. Beylikdüzü de son yıllarda İstanbul’un o “uzak ama havalı” kuzeni gibi oldu. Eskiden “Ay orası neresi, pasaport lazım mı?” diye dalga geçtiğimiz yer, şimdi şehrin en canlı, en kozmopolit noktalarından biri. Ve bu canlılığın en tatlı, en neşeli parçalarından biri de hiç şüphesiz trans kadınlar.
Kolay İçerik
Metrobüs Çilesi ve Varış Noktası: Özgürlük Meydanı
Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım, Beylikdüzü’ne gitmek başlı başına bir olay. O metrobüsün kapıları açıldığında içeriden sanki bir rock konserinden çıkmış gibi hırpalanmış bir kitle dökülüyor. Ama durakta indiğin an, o deniz havası (tamam, biraz egzozla karışık ama olsun) yüzüne çarptığında “Hah,” diyorsun, “geldim.” İşte bu noktada, sokaklarda yürürken karşılaşacağın o muazzam çeşitlilik seni karşılıyor.
Beylikdüzü travestiler dendiğinde aklına sadece tek tip bir profil gelmesin sakın. Burası adeta Birleşmiş Milletler gibi! Kimisi var ki, görsen “Abla bu kombini Paris Moda Haftası’ndan mı arakladın?” diye sorasın gelir. Kimisi o kadar doğal, o kadar “bizden” ki, sanki mahallenin muhtarı oymuş gibi hissedersin.
Geçenlerde bir arkadaşımla Cumhuriyet Meydanı taraflarında kahve içiyoruz. Yan masamızda bir grup oturuyor, kahkahalar havada uçuşuyor. Öyle bir enerji var ki masada, bizim sohbeti bıraktık onları dinliyoruz çaktırmadan (Tamam, bayağı çaktırarak dinledik, kabul ediyorum). Masadaki trans kadınlardan biri, başından geçen bir olayı anlatıyor. Markete gitmiş, kasiyer çocukla girdiği diyalogu öyle bir taklit ediyor ki, sanırsın Cem Yılmaz sahnede. “Ayol çocuğa dedim ki, bu domatesler neden böyle mahzun bakıyor, aşk acısı mı çekiyorlar?” diyor. Masadakiler yıkılıyor tabii. İşte o an anladım ki, bu bölgenin ruhu bambaşka. Buradaki insanlar hayatı tiye almayı, zorluklara kahkahayla nanik yapmayı çok iyi biliyor.
Beylikdüzü’nün Renk Skalası: Kimler Geldi Kimler Geçti?
Şimdi gelelim asıl konumuza: Çeşitlilik. İstanbul’un diğer semtlerinde belki daha “yeraltı” takılmak zorunda kalan o renkli hayat, Beylikdüzü’nün geniş bulvarlarında, ferah sitelerinde kendine daha rahat bir nefes alanı bulmuş gibi.
1. “Diva”lar:
Bunlar mahallenin ağır toplarıdır. Saçlar her daim fönlü, tırnaklar asla kırık değil. Bir kafeye girdiklerinde garsonlar hazırola geçer sanırsın. “Beylikdüzü travestiler” aramasının Google Görseller’deki karşılığı gibidirler; her daim bakımlı, her daim iddialı. Onlarla konuşurken kelimelerini dikkatli seçersin, çünkü lafı bir gediğine koyarlar, üç gün çıkaramazsın! Bir keresinde bir Diva ablamıza “Abla hava çok sıcak değil mi?” demiş bulundum. Bana dönüp gözlüğünü indirdi ve “Şekerim ben zaten ateşim, hava bana ayak uyduruyor,” dedi. Sustum, önümü ilikledim ve geri çekildim. Saygı büyük!
2. “Entel Dantel” Tayfa:
Evet, yanlış duymadın. Beylikdüzü’nde inanılmaz bir entelektüel birikim de var. Bir kafede otururken yan masadan Sartre tartışmaları, kuantum fiziği yorumları duyarsan şaşırma. Bu gruptaki trans kadınlar genellikle sanatla, edebiyatla iç içe. Bir gün Beylikdüzü Kültür Merkezi civarında bir sergide karşılaştığım biriyle ayaküstü yarım saat Frida Kahlo konuştuk. Ben üç cümle kurdum, o bana Meksika devrim tarihini özetledi. Eve gidip kendimi ansiklopedi okumaya verdim, o derece bir bilgi birikimi yani.
3. “Mahallenin Neşesi” Olanlar:
Bunlar en sevdiğim grup. Samimiyetin dibine vuranlar. Pazarda teyzelerle en iyi domatesi seçme yarışına giren, bakkalla veresiye defteri üzerinden şakalaşan o güzel insanlar. Onlar için trans olmak, hayatın sadece bir detayı. Asıl olay, insan olmak, komşu olmak. Bir keresinde pazarda bir ablamızın “Ay bu patlıcanlar da benim kaderim gibi, hep bir eğri büğrü!” diye bağırdığını duydum, bütün pazar halkı gülmekten alışverişi bıraktı. İşte Beylikdüzü travestiler dediğimizde bu samimiyeti, bu içtenliği es geçmemek lazım.
Neden Beylikdüzü? Coğrafya Kaderdir Ama Bazen De Tercihtir
Peki neden burası? Neden Şişli değil, Kadıköy değil de Beylikdüzü bu kadar popüler oldu?
Bence olay biraz “alan” meselesi. İstanbul’un merkezi artık o kadar sıkışık, o kadar üst üste ki, insanlar nefes alacak yer arıyor. Beylikdüzü’nün o geniş kaldırımları, ferah parkları (Yaşam Vadisi’ni es geçmeyelim, orası ayrı bir cennet) herkese olduğu gibi trans bireylere de “Oh be!” dedirtiyor.
Ayrıca buranın insan profili de biraz daha farklı. Yeni yerleşim yeri olmasının getirdiği bir “karışıklık” var ama bu iyi anlamda bir karışıklık. Herkes bir yerden gelmiş, herkesin bir hikayesi var. Kimse kimseyi o kadar da yargılamıyor sanki. “Sen kimsin?”den ziyade “Nasılsın?” sorusu daha kıymetli burada.
Tabii ki her şey güllük gülistanlık değil, Pollyanna olmaya gerek yok. Ama Taksim’in o eski kaotik ve bazen tehlikeli havasına kıyasla, Beylikdüzü daha bir “ev” hissi veriyor insana. Trans kadınlar burada kendi gettolarını değil, kendi yaşam alanlarını kurmuşlar. Kimi kuaför işletiyor, kimi butik açmış, kimi freelance işler kovalıyor. Hayatın tam göbeğindeler yani.
Gece Hayatı ve Sosyal Kelebekler
Beylikdüzü’nün gece hayatı da yabana atılır gibi değil hani. Tamam, bir Nevizade olmayabilir ama kendi içinde inanılmaz bir dinamizmi var. Özellikle hafta sonları, mekanlar dolup taşıyor. Ve bu mekanların en renkli simaları yine bizim kızlar!
Bir cumartesi akşamı, Gürpınar sahiline inersen ne demek istediğimi anlarsın. Müzik, dans, kahkaha… Beylikdüzü travestiler gece hayatının da nabzını tutuyor desek yalan olmaz. Olay sadece eğlenmek değil, “Ben buradayım, varım ve çok da güzel eğleniyorum” mesajını vermek.
Geçenlerde bir mekanda karaoke gecesine denk geldim. Sahneye çıkan bir arkadaşımız Sezen Aksu’dan “Firuze”yi öyle bir söyledi ki, içerideki herkesin tüyleri diken diken oldu. Şarkı bittiğinde alkış kıyamet koptu. O an kimse onun cinsiyet kimliğine bakmıyordu, sadece sesine ve duygusuna odaklanmıştı. İşte sanatın, müziğin ve eğlencenin birleştirici gücü bu. Ve Beylikdüzü’nde bu güç, sokaklara taşmış durumda.
Moda İkonları ve Stil Önerileri
Şimdi biraz da moda konuşalım mı? Çünkü Beylikdüzü travestiler camiası, stil konusunda gerçekten ders niteliğinde işler çıkarıyor.
Buradaki stil anlayışı “Ne bulursam giyerim” değil, “Ne giyersem yakıştırırım” üzerine kurulu.
- Leopar desen: Asla modası geçmez, buranın milli üniforması gibidir. Ama öyle basit bir leopar değil, kalite akan cinsten.
- Topuklu ayakkabı: Beylikdüzü’nün yokuşlarına rağmen o topuklularla nasıl yürüdüklerini hala çözebilmiş değilim. Sanırım özel bir eğitimden geçiyorlar. Ben spor ayakkabıyla düz yolda tökezleyen biriyim, o 15 pont topuklarla yokuş çıkan ablamı görünce saygı duruşuna geçiyorum.
- Makyaj: Buradaki makyaj anlayışı, YouTube gurularına taş çıkartır. Kontürleme teknikleri, eyeliner çekme sanatları… Sabahın köründe bile full makyajla sokağa çıkanları görüyorum ve içimden “Ben daha yüzümü yıkamaya üşeniyorum, bu ne azim!” diyorum.
Bir gün bir butikte kulak misafiri oldum. Bir trans kadın arkadaşımız, yanındaki arkadaşına kıyafet seçiyor: “Kızım bunu giyme, bununla ancak bakkala ekmek almaya gidersin. Bize olay yaratacak parça lazım, bakan bir daha bakacak!” İşte vizyon budur! Hayatı bir podyum gibi yaşamak, her anın hakkını vermek…
Önyargıları Kırmak: Bir Gülümseme Yeter
Bu kadar eğlence, şamata anlattık ama işin bir de duygusal boyutu var. Toplumun genelinde olan önyargılar, ne yazık ki hala tam olarak bitmiş değil. Ama Beylikdüzü’nde gördüğüm bir şey var ki, o da iletişimin gücü.
İnsanlar tanımadıklarından korkar, bilmediklerine düşman olur derler ya hani… İşte burada insanlar birbirini tanıyor. O “öcü” gibi bakılan figürler, aslında senin benim gibi etten kemikten insanlar. Markette aynı sırayı beklediğin, dolmuşta yan yana oturduğun, parkta köpeğini gezdiren insanlar.
Bir keresinde parkta köpeğini gezdiren yaşlı bir teyze ile bir trans kadının sohbetine şahit oldum. Teyze köpeği seviyor, “Ay ne tatlıymış bu, cinsi ne?” diye soruyor. Bizimki de “Terrier teyzecim, ama biraz şımarık, sahibine çekmiş,” diyor ve gülüşüyorlar. O an o kadar basit, o kadar insani bir an ki… Ne kimlik kalıyor ortada ne önyargı. Sadece iki insan ve sevimli bir köpek. İşte Beylikdüzü travestiler gerçeği biraz da bu; hayatın içine karışmak, görünür olmak ve “Biz de buradayız” demek.
Yaşam Vadisi’nde Bir Pazar Yürüyüşü
Eğer yolun düşerse (ki düşür bence), bir pazar günü Yaşam Vadisi’ne git. Orası Beylikdüzü’nün Central Park’ı gibidir. Herkes oradadır. Ve tabii ki bizim renkli kelebeklerimiz de orada. Spor yapanlar, piknik yapanlar, sadece dedikodu yapmaya gelenler…
Orada yürürken şunu fark edeceksin: Kimse kimseye garip garip bakmıyor. Sanki herkes “Tamam kardeşim, sen de varsın, ben de varım, hadi güneşin tadını çıkaralım” anlaşması yapmış gibi. Bu hoşgörü iklimi, İstanbul’un pek çok yerinde mumla aradığımız bir şey.
Bir gün vadide yürürken, bankta oturmuş hararetli bir şekilde astroloji konuşan bir grup gördüm. Biri diyor ki “Ay Merkür retrosu beni mahvetti, bütün elektronik aletlerim bozuldu!” Diğeri cevap veriyor: “Kızım senin Merkür’le ne alakan var, sen doğuştan retrosun!” Kahkahalar havada uçuşuyor. Dayanamadım, “Pardon,” dedim, “Akrep burcu için ne diyorsunuz bu hafta?” Beni hemen aralarına aldılar, yarım saat burç yorumu yaptık. Ayrılırken sanki 40 yıllık dostmuşuz gibi sarıldık. İşte bu sıcaklık, parayla satın alınamaz.
Son Söz: Gökkuşağının Altından Geçmek
Uzun lafın kısası sevgili okur, Beylikdüzü travestiler konusu sadece bir “magazin” konusu değil. Bu, bir yaşam biçimi, bir varoluş hikayesi ve en önemlisi İstanbul’un zenginliğinin bir kanıtı.
Eğer bir gün yolun bu taraflara düşerse, kafanı kaldır ve etrafına bak. O renkli simaların, o neşeli kahkahaların arkasındaki hikayeleri görmeye çalış. Belki bir “Merhaba” dersin, belki sadece gülümser geçersin. Ama unutma ki, gökkuşağı sadece yağmurdan sonra çıkmaz; bazen bir metrobüs durağında, bazen bir sahil kafesinde, bazen de bir pazar tezgahının başında karşına çıkabilir.
Beylikdüzü, İstanbul’un batı yakasındaki bu renkli sığınak, farklılıkların zenginlik olduğunu bize her gün yeniden hatırlatıyor. Ve emin ol, bu renkler solmadıkça, bu şehir çok daha güzel, çok daha yaşanır kalacak.
Hadi şimdi sen de önyargılarını bir kenara bırak, metrobüs kartına yüklemeni yap ve bu renkli dünyaya bir adım at. Kim bilir, belki de hayatının en eğlenceli sohbetini Beylikdüzü’nde bir kafede yapacaksın.
Sevgiyle, renkle ve bol kahkahayla kal! Ve sakın unutma; hayat, sıkıcı olmak için çok kısa!

